Balıkesir

Balıkesir'de UCLG-MEWA Zirvesi!

UCLG-MEWA Çevre Komitesi Başkanlık Divanı ve Komite Toplantısı'nda konuşan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı ve UCLG-MEWA Çevre Komitesi Başkanı Ahmet Akın, "Çevre gündemi bizim için teknik bir başlık değildir." dedi.

Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı (UCLG-MEWA) Çevre Komitesi, Balıkesir’de toplandı. Balıkesir Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya Türkiye’nin yanı sıra farklı ülkelerden yerel yönetim temsilcileri ve uluslararası kuruluşların üst düzey yetkilileri katıldı. İki oturum halinde hibrit formatta gerçekleşen toplantının ilk oturumunda yeni dönem stratejik öncelikleri ve yol haritası ele alındı. İkinci oturumda ise çevresel riskler ve yerel düzeyde direncin güçlendirilmesi konuları görüşüldü. Ulusal ve uluslararası kurumların, akademik, özel sektör ve yerel yönetim temsilcilerinin görüşlerinin paylaşıldığı toplantıda konuşan Başkan Ahmet Akın, yerelde alınacak çevresel her önlem ve iş birliğinin bölgeyi de doğrudan etkilediğine dikkat çekti. Gelecek süreçte komitenin önünde çok net başlıklar olduğunu vurgulayan Akın bu başlıkları tek tek açıkladı.

“ÇEVRE, BÜTÜN DENGELERİ ETKİLER”

Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, “Açıkça söylemek isterim ki bizim coğrafyamızda çevre meselesi yalnızca çevre meselesi değildir. Çünkü bu coğrafyada çevre, ekonomiden güvenliğe kadar hayatın bütün dengelerini etkiler. Ve bu dengelerin ne kadar hızlı sarsılabildiğine her gün yeniden tanık oluyoruz. Bugün enerji akışının sürekliliği, dünyanın en kritik meselelerinden biri haline gelmiş durumda. Son dönemde yaşanan gelişmeler bize bir kez daha gösterdi ki bir enerji hattında yaşanan gerilim, başka bir şehirde faturaya yansıyor. Bir bölgede büyüyen belirsizlik, başka bir ülkede üretimi, ulaşımı ve gündelik hayatı etkiliyor. Çünkü bugün kurduğumuz sistemler birbirine bağlı. Enerji, ulaşım, üretim ve şehir yaşamı artık tek bir akışın parçaları. Bu akışta yaşanan her kırılma, doğrudan şehirlerin işleyişine yansıyor. Enerji alanında uzun yıllar çalışmış biri olarak şunu çok net söyleyebilirim: Enerji arzındaki dalgalanma artık yalnızca ekonomik bir başlık olarak görülemez. Bu, şehirlerin düzenini belirleyen bir meseledir. Ve en temelde, hayatın kesintiye uğrayıp uğramayacağı meselesidir. İşte tam da bu yüzden, bugün Orta Doğu ve Batı Asya coğrafyasında çevreyi konuşmak, insanların yarına hangi güvenle uyanacağını konuşmaktır. Suyun devam edip etmeyeceğini konuşmaktır. Gıdaya erişimin ne kadar kırılgan hale geldiğini konuşmaktır. Enerjinin maliyetini, sürekliliğini ve adaletini konuşmaktır. Afetler karşısında şehirlerimizin ne kadar hazırlıklı olduğunu konuşmaktır. Kentlerimizin ne kadar dayanıklı, ne kadar dirençli ve ne kadar kapsayıcı olduğunu konuşmaktır. Daha da önemlisi, şehirde yaşayan insanların hayatlarının ne kadar korunabildiğini konuşmaktır.” ifadelerini kullandı.

“Bizim coğrafyamız, dünyanın en hassas bölgelerinden biridir” diyen Akın, “İklim krizi burada daha sert hissediliyor. Kuraklık burada daha ağır sonuçlar doğuruyor. Su stresi burada gündelik hayatı doğrudan etkiliyor. Hızlı kentleşme, enerji baskısı, atık yönetimi sorunları, gıda güvenliği kaygıları ve afet riskleri burada sadece birer rapor başlığı olarak kalmıyor. Doğrudan evlere, sofralara, iş yerlerine ve şehirlerin geleceğine dokunuyor. Bu nedenle yerel yönetimlerin sorumluluğu her geçen gün daha da büyüyor. Bugün belediyeler, vatandaşın hayatına en yakın kamu kurumlarıdır. Sorunlar ilk başta bizim kapımıza gelir. Beklenti ilk bize yönelir. Güven ilk bizden beklenir. Bir şehirde su akıyorsa, enerji sistemi işliyorsa, afet anında koordinasyon kurulabiliyorsa, gıda zinciri korunabiliyorsa, kamusal alan sağlıklı ve güvenliyse bunun en güçlü taşıyıcılarından biri yerel yönetimdir. Çünkü belediyecilik, hayatın gündelik akışını koruma sorumluluğudur. Çevre gündemi, bizim için teknik bir başlık değildir. Çevre gündemi, hayatın sürekliliği gündemidir. Ve hayatın sürekliliği, yerel yönetimlerin omuzlarında yükselen büyük bir sorumluluktur.” şeklinde konuştu.

UCLG-MEWA İKLİM ELÇİSİ AKIN: “ÇÖZÜM ÜRETME KABİLİYETİNİ BÜYÜTMELİYİZ”

Hiçbir şehrin tek başına güvende kalmayacağını söyleyen Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı ve UCLG-MEWA Çevre Komitesi Başkanı, İklim Elçisi, UCLG-MEWA Eş Başkanı Ahmet Akın, “Hiçbir belediye yalnızca kendi sınırları içinde çözüm üretip uzun vadede rahat edemez. İklim krizi sınır tanımıyor. Afetler sınır tanımıyor. Enerji kırılganlığı sınır tanımıyor. Gıda baskısı sınır tanımıyor. Sorunların sınır tanımadığı bir dönemde, çözümlerimizi dar alanlara hapsetme lüksümüz yok. O halde bizim cevabımız da ortak akıl, ortak kapasite ve ortak hareket olmalıdır. Bu komitenin asıl değeri tam da burada ortaya çıkıyor. Amacımız, sorunların büyüklüğünü bir kez daha tarif etmek değildir. Bizim ihtiyacımız olan şey, çözüm üretme kabiliyetini büyütmektir. Belediyelerin birbirine hız kazandırdığı bir zemin yaratmalıyız. Deneyimin görünür olduğu, çözümün paylaşıldığı ve kapasitenin birlikte büyütüldüğü bir yapı kurmalıyız. Bir belediyenin elinde işe yarayan bir model varsa bu model başka şehirler için aylarca uzaktan izlenen bir örnek olarak kalmamalıdır. Hızla paylaşılmalıdır. Uyarlanmalıdır. Uygulanmalıdır. Teknik bilgi dar çevrelerde dolaşan bir ayrıcalık olmamalıdır. Belediyelerin kullanabildiği ortak bir güce dönüşmelidir. Doğru proje ile doğru finansman arasındaki mesafe çok uzunsa, orada yalnızca kaynak sorunu yoktur. Orada koordinasyon sorunu vardır. Orada mekanizma sorunu vardır. Yerel yönetimlerin kapasitesini tek tek değil; birlikte büyütebilirsek, gerçek anlamda bir fark yaratırız. Ben, yeni dönemde tam olarak böyle bir yapı görmek istiyorum. Birbirine sadece ilham veren değil, birbirine somut olarak güç kazandıran bir yapı. Sonuç üreten bir yapı. Salondan çıkan cümleleri, sahada karşılığı olan adımlara dönüştüren bir yapı.” dedi.

Gelecek süreçte komitenin önünde çok net başlıklar olduğuna dikkat çeken Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, “Bu başlıkların her biri, hayatın sürekliliğini koruma sorumluluğunun bir parçasıdır. İlk olarak iklim eylemi ve çevresel yönetişim alanında yerel kapasiteyi güçlendirmeliyiz. Belediyelerimizin yalnızca hedef açıklayan kurumlar olması yetmez; veriyle çalışan, plan yapan, uygulayan ve sonuç üreten kurumlar haline gelmesi gerekir. Çünkü ölçemediğimiz bir riski yönetemeyiz. Yönetemediğimiz bir riski de azaltamayız. İkinci olarak afet risk azaltma ve kentsel dirençlilik meselesini merkezde tutmalıyız. Afet olduktan sonra müdahale eden anlayış, artık tek başına yeterli değildir. Hazırlık, bugünün en temel kamu sorumluluklarından biridir. Dirençlilik, kriz anında gösterilen refleksle başlamaz; krizden önce kurulan düzenle başlar. Üçüncü olarak sürdürülebilir enerji dönüşümünü yerel düzeyde hızlandırmak zorundayız. Enerji artık sadece altyapı konusu değildir. Ekonomik dayanıklılık meselesidir. Sosyal adalet meselesidir. Kent güvenliği meselesidir. Daha temiz, daha erişilebilir ve daha güçlü enerji sistemleri kurmak; şehirlerimizin geleceği açısından hayati önemdedir. Çünkü enerji kesildiğinde yalnızca ışık sönmez. Şehrin ritmi bozulur. Dördüncü olarak sürdürülebilir gıda sistemleri ve kentsel tarım meselesini daha güçlü biçimde gündemimize almalıyız. Gıda güvenliği artık yalnızca tarım sektörünün konusu olarak görülemez. Bu, şehirlerin dayanıklılık meselesidir.” ifadelerini kullandı.