Dünyanın dört bir yanında emperyalist paylaşım mücadeleleri, silahlanma yarışı ve savaş politikaları insanlığın ortak geleceğini tehdit etmeyi sürdürüyor. İsrail’in Filistin halkına yönelik soykırımcı saldırıları başta olmak üzere Ortadoğu’da yaşanan savaşlar, İran ile ABD arasındaki askerî gerilim ve çatışmalar, Ukrayna’da süren savaş ve dünyanın farklı bölgelerindeki çatışmalar; on binlerce insanın yaşamını yitirmesine, milyonlarca insanın yerinden edilmesine, kentlerin ve yaşam alanlarının yıkılmasına yol açıyor.
Kapitalist sistemin güç, pazar, enerji kaynakları ve nüfuz alanları üzerindeki rekabeti; halklara ölüm, yoksulluk ve zorunlu göç olarak dönüyor. Savaşların bedelini bu kararları alanlar değil; cephelerde yaşamını yitiren, ağırlaşan vergiler, hayat pahalılığı, işsizlik ve sosyal hak kayıplarıyla karşı karşıya kalan işçiler ve emekçiler ödüyor. Bir avuç silah tekeli ve sermaye grubu savaşlardan kazanç sağlarken halkların eğitim, sağlık, barış ve insanca yaşam için ihtiyaç duyduğu kaynaklar silahlanmaya aktarılıyor.
Bu tablonun altını çizen DİSK Akdeniz Bölge Temsilcisi ve DİSK/GENEL-İŞ Antalya Şube Başkanı Vedat Küçük, savaşa karşı mücadelenin; aynı zamanda emperyalizme, sömürüye ve eşitsizliği derinleştiren kapitalist politikalara karşı verilen emek, demokrasi ve barış mücadelesi olduğunu vurguladı.
"Bedeli En Ağır Ödeyenler İşçiler ve Yoksul Halklar Oldu"
Bugün, dünyanın dört bir yanında barış talebinin yükseltildiği 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü karşılıyoruz. Ülkemizin uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödediği çatışma ve şiddet döneminin ardından, barışı yeniden konuştuğumuz ve barış umudunu büyüttüğümüz bir süreçten geçiyoruz. Türkiye’nin yakın tarihi, barışın ve demokrasinin değerini işçi sınıfı olarak ağır bedeller ödeyerek öğrendiğimiz bir tarihtir.
Darbelerin, çatışmaların, faili meçhul cinayetlerin ve demokrasi dışı uygulamaların en ağır bedelini işçiler, emekçiler ve yoksul halk kesimleri ödedi. Çatışma ortamı yalnızca can kayıplarına ve derin toplumsal yaralara yol açmadı; işsizliği, yoksulluğu, güvencesizliği ve sömürüyü de daha fazla derinleştirdi. Savaşın ve çatışmanın egemen olduğu koşullarda kamusal kaynaklar eğitime, sağlığa, istihdama ve sosyal politikalara değil; silahlanmaya ve güvenlikçi politikalara ayrılmaktadır. Çatışmalar büyüdükçe yoksulluk, işsizlik, zorunlu göç ve güvencesizlik de artmaktadır. Demokratik hakların daraltılması, örgütlenme özgürlüğünün ve sendikal hakların baskı altına alınması ise emekçilerin hak mücadelesini zayıflatmaktadır.
"Bu nedenle barış, işçiler ve emekçiler için yalnızca insani ve vicdani bir talep değil, aynı zamanda yaşamsal ve sınıfsal bir kazanımdır. Barış işçinin de ekmeğidir."
Kürt Sorununun Demokratik ve Barışçıl Çözümü
Geçmişin acılarını unutmadan ortak geleceğimizi kurmanın yolu; çatışma ve şiddetten değil, eşitlikten, demokrasiden, toplumsal adaletten ve emeğin haklarını güvence altına alan kalıcı bir barıştan geçmektedir. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü doğrultusunda bugün gelinen aşamada, silahların ve şiddetin yerini siyasetin ve hukukun alması önemli bir başlangıçtır. Ancak toplumsal barışın sağlanması yalnızca çatışmaların sona ermesiyle mümkün değildir.
Kalıcı barış; demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılmasını, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesini, yargı bağımsızlığının güvence altına alınmasını ve temel hak ve özgürlüklerin eksiksiz biçimde kullanılabilmesini gerektirir. Barış; işçilerin alın terinin karşılığını alabildiği, insanca yaşayacak bir ücrete kavuştuğu, güvenceli koşullarda çalıştığı, sendikal haklarını özgürce kullanabildiği ve örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırıldığı bir toplumsal düzen demektir. Gerçek ve kalıcı bir barış, ancak adalet ve eşitlik temelinde yükselebilir.
Barışın toplumun bütünü tarafından sahiplenilmesi, demokrasinin güçlendirilmesi ve hukuk devletinin gerçek anlamda işler hâle getirilmesi; emeğin üzerindeki baskıların azalmasının, sosyal hakların geliştirilmesinin ve işçilerin daha güçlü bir gelecek kurmasının da önünü açacaktır.
"Barış Mümkündür, Barışı Hep Birlikte Kuracağız"
Bu nedenle 1 Eylül’de sesimizi yalnızca savaşlara ve çatışmalara karşı değil; yoksulluğa, sömürüye, güvencesizliğe, eşitsizliğe ve ayrımcılığa karşı da yükseltiyoruz. Ülkemizde, bölgemizde ve dünyada savaş politikalarının son bulduğu; halkların eşitlik, özgürlük, adalet ve dayanışma içinde yaşadığı bir gelecek istiyoruz.
Savaş insanlığın kaçınılmaz kaderi değildir. Barış mümkündür ve barışı hep birlikte kuracağız.
Yaşasın halkların kardeşliği!
Yaşasın emek, demokrasi ve barış mücadelesi!
1 Eylül Dünya Barış Günü kutlu olsun.