İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle yargılandığı İBB Davası 8. haftasında devam ediyor.
Geçen hafta 19 Ağustos'tan bu yana tutuklu bulunan ancak iddianameye eklenmeyen 10 kişi arasında olan Ekrem İmamoğlu’nun makam şoförleri Osman Zekai Kırat ve Recep Cebeci, SEGBİS'le yapılan tutukluluk incelemesinde tahliye edildi.
DURUŞMADA YAŞANANLAR:
17.00 - İBRAHİM KABOĞLU'DAN PEHLİVAN SAVUNMASI
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, tutuklu avukat Mehmet Pehlivan için söz aldı ve şu ifadeleri kullandı:
"Baro başkanı sıfatımla; Avukatlık Kanunu madde 76 uyarınca hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak, madde 95.4 uyarınca meslek mensuplarına yönelik saldırılara karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak, aynı maddenin 21. fıkrası uyarınca hukukun üstünlüğü ve insan hakları kavramlarına işlevsellik kazandırmak ve nihayet madde 97.6 uyarınca meslek onuru ve bağımsızlığı ile ilgili kanunların ve meslek kurallarının gereğini her türlü organa karşı savunmak ve bu konuda doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kendisini göreve zorlayan hususları yapmakla yükümlüyüm.
Sayın Başkan, değerli heyet; tabii ki esasa ilişkin savunmayı müdafiler yapacaktır. Ben bu sıfatla, avukatlık yasasının verdiği yetkiyle genel belirlemelerde bulunacağım. Sizler avukatlık deneyimine de sahip olan bir yargıç olarak bunu çok iyi bilmektesiniz. Ben 31 Mart günü yaptığım benzeri bir konuşmada, sizlere 8 sayfa olarak teslim etmiştim ama özet olarak belirttim. Esasen aynı çerçevede; tutuklama koşullarının neden oluşmadığını ayrıntılı olarak, özellikle Mehmet Pehlivan şahsında ve bütün tutuklulara ilişkin olarak Anayasa madde 19 ve 13 ışığında ortaya koymuştum. Zira burada takdir yetkiniz olsa da 13. madde ışığında ölçülülük testini uygulamak gerekiyor. Tutuklama gerekli mi? Elverişli bir araç mı? Ulaşılmak istenen amaçla araç arasında bir orantı var mı? Eğer bu testler geçerli değilse, aynı maddenin öngördüğü "hakkın özüne dokunma" yani kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının özüne dokunma söz konusu olur demiştim. Aynen burada olduğu gibi o vesileyle şunu belirtmiştim: Burada bulunanların hepsinin serbest bırakılması gerekir; hiçbirinin tutukluluk koşulu gerçekleşmiş değildir. Belki hukukçu olmanın verdiği bir ihtiyat payıyla %1 ihtiyat payı bıraktım ve neden tutukluluk koşullarının oluşmadığını ayrıntılı olarak sizlere sunduğum belgede de ortaya koydum. Tutuklamanın esasen bir özgürlüğün sınırlanması değil, özgürlükten yoksun kılma anlamına geldiğini de vurgulamıştım.
Bu vesileyle İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin kararlarında; tutuklama ile tehlikeli halin özdeş kılındığını, ancak bir kişinin toplumda dolaşması tehlike arz ediyorsa o kişinin tutuklanmasının meşru kılınacağını yine belirtmiştir. Özellikle bu davanın, İstanbul Barosu'nun da üyesi olan Mehmet Pehlivan'ın yargılanıyor olması ve savunma mesleğini icra ettiği sırada böyle bir soruşturma ve tutuklama işlemiyle karşılaşmasını göz önüne alarak; biraz önce Sayın Birlik Başkanı'nın da değindiği üzere İstanbul Barosu davasına birkaç cümleyle değinmek istiyorum. İstanbul Barosu davası neden açıldı? Baro, hukuk hakkını kullandı. Öldürülen iki gazeteci hakkında soruşturma yapılsın talebini kamuoyuna yansıttığı için 7 cümlelik bir bildiri, 14 ay süren bir yargılama ile sonuçlandı. Bugünlerde faili meçhuller aydınlatılsın biçiminde adeta bir devlet seferberliğinin ilan edildiği dikkate alınırsa; İstanbul Barosu'nun az önce zikrettiği maddeler çerçevesinde yaptığı şey yalnızca hakkı değil, sorumluluğu ve yükümlülüğüydü. Etkili bir soruşturma isteme hakkını kullandı; bunu istemesi aynı zamanda bir görevdi.
Sayın Başkan, değerli üyeler; ben İstanbul Barosu Başkanı olarak 7 Ocak 2025'te Çağlayan'da savcılığa verdiğim beyanda kullandığım "Bu işlemler hukuken yok hükmündedir" şeklindeki ifademi aynen burada da tekrarlıyorum. O gün sanık sandalyesinde oturuyordum, 1 yıl sonra 5-9 Ocak günlerinde yine söyledim. Geçen yıl savcılık beyanında "Bu işlemlerin bir kısmı Sayın Savcı tarafından yürütülmüştü; bu işlemler hukuken yok hükmündedir çünkü anayasa ve ilgili yasalar dikkate alınmadan yürütülmüştür" dedim. Sayın Heyet, bu beyanımı izleyen dakikalarda sizin yerinizde oturan mahkeme heyeti oy birliği ile beraat kararı verdi. Oy birliği ile beraat kararı verdi ancak ne var ki sağ tarafta oturan Sayın Savcı, henüz biz bahçeye çıkmadan karara karşı istinaf yoluna başvurduğunu açıkladı. Ben yalnızca şununla yetiniyorum: Savcılık savunmaya saygı duymadı, savunmayı yaptırıma tabi tutmak istedi; ama hiç değilse burada oturan hükme, yani yargıya saygı duysaydı ve 2 hafta kadar gerekçenin açıklanmasını bekleseydi. İşte bu durum, İstanbul Barosu'na yöneltilen davanın tümüyle siyasal bir dava olduğunu göstermesi açısından acı bir gerçeklikti; bu nedenle beyan etmek isterim.
Bu dava neden siyasal bir davadır Sayın Başkan, değerli üyeler? Birkaç cümleyle 22 Mart gecesinde yaşananları hatırlatmak isterim. Çağlayan'a girişimiz hemen hemen olanaksız kılınma derecesinde zorlaştırılmıştı. Karşılaştığımız polis ekipleri beni tanıyamadıkları gibi her seferinde kimlik sordular. "Peki, iyi de az çok tanınan bir kişiyim kolluk tarafından" dediğimde, "Hayır, biz Çorum'dan geliyoruz" dediler. Bir başkası "Tokat'tan geliyoruz", bir diğeri "Samsun'dan geliyoruz" dedi. Sayın Heyet, gerçekten ben 12 Mart'ı gördüm; Ankara'da saat 14:00'ten gece 00:00'a kadar... Yurt dışında doktora öğrencisiydim, tatile gelmiştim ve gördüm; ama öyle bir kolluk yığınağına ilk kez tanık oldum. Zar zor görev yerim olan Çağlayan'daki odama girdim ama "Yönetim kurulu üyeleri giremez" denildi. Toplantı yapamaz durumdaydık. Birçok telefon görüşmesinden sonra Başsavcılık kanalıyla ancak şu anda salonumuzda bulunan Başkan, Türkiye Barolar Birliği Saymanı ve bugün aramızda olmayan Saymanımız Ahmet Ergin Bey 2 saat sonra, gece yarısına doğru girebildi. Yönetim kurulu üyelerimiz adliye bahçesinde sabahladı.
Bu durum, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne karşı yöneltilen ve yürütülen davalar zinciri ile operasyonların neden siyasal olduğunun bir göstergesidir. Burada özellikle belirtmem gereken husus şudur: Usulün sürekli ihlal edilmesi, esasa ilişkin savcılığın suç iddiasında gerçekten zayıf olduğundan esası kirletmek için usule ilişkin hatalar yapmasından mı kaynaklanıyor? Bu çok önemli bir sorudur. Gözaltına alma biçiminden tutuklamaya, hapse konulmaya ve bir hapishaneden bir başka hapishaneye dolaştırılmaya kadar bu süreçte, bildiğiniz üzere anayasamızla da güvence altına alınan insan haklarının sert çekirdeği sürekli olarak ihlal edilmiştir. Bu ihlaller, özellikle bir terör örgütü suçlaması yapılarak gerçekleştirilmektedir; oysa bir yapının terör örgütü olup olmadığı sizlerin vereceği kararla ortaya konur. Kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan, eğer bir kolluk birimi veya savcılık bir örgütün terör örgütü olduğuna tek başına karar verebilecekse, o zaman bu heyete ne gerek var? Bu kadar mesaiye gerek var mı? Sav, savunma ve hüküm diyalektiği böyle bir ortamda işletilebilir mi? Bu açıdan, özellikle Anayasamızın 15. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ve savaş ortamında bile korunan insan haklarının sert çekirdeğinin, herkes için her zaman ve her yerde geçerli olan hakların bu yargılamalar zincirinde sürekli ihlal edilmekte olduğuna tanıklık etmek bizim açımızdan son derece kaygı verici bir durumdur.
Sayın Heyet, bu dava sırasında dile getiren öneriler ve Sayın Başkanın bahsettiği hususlar Anayasa madde 19 fıkra 7 ve 8 ile ilgilidir. Tutukluluğa itiraz duruşması konusundaki ilk konuşmam da bunun üzerineydi. Anayasa'nın öngördüğü 4 koşul vardır: Birincisi duruşmalı yapılması, ikincisi avukatın katılması, üçüncüsü gerekçeli olması ve dördüncüsü tikel olması; yani torba biçiminde değil, her sanık hakkında ayrı ayrı karar verilmesidir. Sayın Yargıç, Sayın Heyet; bu duruşma salonunun ötesinde sizleri yakından izlemeye çalışıyorum. Adil yargılanma hakkına neden özen gösterdiğinizi de biliyorum. Bu bakımdan, bu ayın sonunda veya başında yapılacak tutukluluğa itiraz duruşmaları belki 2 gün kayba neden olabilir ama adil yargılanmanın gerçekleşmesine çok katkıda bulunur. Bu nedenle lütfen bu öneriyi; anayasal gereklilik ile sizin izlediğiniz yol ve yöntemi birleştirmesi açısından önemseyin.
Son olarak şunu belirtmek isterim: Tabii ki bir yargıç heyeti karşısındayız. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ne yazık ki Anayasaya ve yasaya aykırı işlem ve eylemler zincirini sürdürmektedir. Ancak burada yargıç heyeti çok önemlidir ve bu heyet Anayasamızın 138. maddesine göre karar verecektir. Sayın Başkan, değerli üyeler; biz İstanbul Barosu olarak 3-5 Nisan tarihlerinde adil yargılanma ve savunma hakkı konulu bir toplantı yaptık. Yargıtay üyeleri geldi, Bölge Adliye Mahkemesi üyeleriyle konuşuldu. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'nden bir mahkeme başkanı, "Savcılık sadece aleyhe olan delilleri topluyor, oysa savcılar lehe olan delilleri de toplamak zorundadır" dedi. Ben de kendisine şu yanıtı verdim: "Ben aleyhe olan delillere bile razıydım; eğer ortada gerçekten bir delil olsaydı ve bu deliller kurgu ya da hukuken delil kabul edilmeyen malzemeler olmasaydı."
Yargıçlarla savcıları bu denli ayrıma götüren süreci hukuk diliyle açıklamamız mümkün değildir; bu ancak siyasal yaklaşımla ve siyasal iradeyle açıklanabilir. İstanbul Barosu'na yöneltilen dava da buydu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ve bütününe yöneltilen dava da bu çerçevededir. Sizlerin kararıyla bunu aşabileceğimiz umudunu muhafaza ediyorum. Anayasamızın 138. maddesinin sağladığı bağımsızlık statüsünü hem iç hem de dış bağımsızlık bakımından çok önemsediğimi sürekli vurguluyorum. Bu statü, sizlere madde 9 çerçevesinde tarafsız bir biçimde karar verme olanağı sağlayacaktır; bu da yargıcın erdemidir. Siz yalnızca bağımsızlık çerçevesinde karar vermeyeceksiniz, aynı zamanda Türk milleti adına karar vereceksiniz. Türk milleti adına vereceğiniz bu karar, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir devlet olduğunu ortaya koyması bakımından da büyük önem taşımaktadır. Dikkatle dinlediğiniz için teşekkür ederim.
16.20 - PEHLİVAN'IN AVUKATLARI SÖZ ALDI
Tutuklu Mehmet Pehlivan'ın savunması için söz alan avukat Tora Pekin, iddianameyi imzalayan 7 savcının ödüllendirildiğini söyledi. "Onlarla birlikte başsavcı da Adalet Bakanı yapıldı" diyen Pekin, "Duruşma savcısı, Ekrem İmamoğlu’na 'haddini bildiririz' dedi. Bunu tehdit olarak aldık. Hatta Yargıtay kararlarına baktık 'tehdit' diyor. Bize göre tehdit, Yargıtay’a göre tehdit ama Adalet Bakanlığı’na göre gerekli uyarı. Asla kabul etmiyoruz. Bu salonda kimse kimseye haddini bildiremez" dedi.
16.00 - MAHMET PEHLİVAN VE SAVCI ARASINDAKİ DİYALOG
Savcı: Mehmet Bey. Bu soruşturma aşamasında dosyaya yansıyan birtakım tapeler vardı. Onları inceleyince fark ettim. Bu tapelerde isminiz geçmiyor ve direkt sizle ilgili değil ama devamında gerçekleşen toplantılar nezdinde beyanlarda isminiz geçtiği için sormak istiyorum bu soruyu. Tapelerde adınız geçmiyor ama tapede bahsedilen bir toplantı var. O toplantıyla ilgili hakkınızda beyan var. Onunla ilgili soru sormak istiyorum. Şimdi söz konusu tapede, Adem Soytekin ve İBB özel kalemden olduğunu olduğunu beyan eden Cengiz isimli şahıs arasında 6 Mart 2025 yılında 22.42 sıralarında gerçekleşmiş ve Cengiz isimli şahıs, Adem Soytekin’e yönelik, “Efendim şöyle sizin de bir müsaitliğiniz varsa, Başkanımız yarın sabah 09.15 geçe, kendi konutunda birebir bir görüşme gerçekleştirmek üzere sizi görüşmeye davet etmek ister” şeklinde bir konuşma gerçekleşiyor ve bu da tespitte dosyaya aksiyor tapelerde. Bunun üzerine Adem Soytekin’in alınan beyanlarında, söz konusu 7 Mart 2025 tarihi saat 19.15'te tapelere yansıyan görüşmeye gittiğini söylüyor. İfadesinde "Ekrem İmamoğlu ile başkanlık konutunda yapmış olduğum görüşmede, Ekrem İmamoğlu bana 'Tedbir aldın mı? Operasyon yapılacak. Sen de listedesin. Eğer emanet etmen gereken para veya belge varsa, bunları Turan Taşkın Özer’e emanet et' demiştir. Bu görüşme esnasında Avukat Mehmet Pehlivan da yanımızdaydı" şeklinde bir ifadesi var. Bu hususta ne diyorsunuz? 7 Mart günü ilgili toplantıya katıldınız mı veya katıldıysanız böyle bir konuşma yaşandı mı?
Mehmet Pehlivan: Sayın Savcım, 7 Mart tarihli HTS kayıtlarım dosyada mübrez, iddianameye de eklenmiş. Öyle bir toplantıda olmadığım hem HTS kayıtlarında; yani soruşturma makamının bu denli değer atfettiği -ki o kadar değerli değil ama- HTS kayıtlarında bile benim 7 Mart tarihli toplantıda olmadığım açıkça görülmektedir. Bunun yanı sıra Adem Soytekin müdafii Onur Büyükatipoğlu da soruşturma dosyası kapsamında vermiş olduğu ifadede, öyle bir toplantının olduğunu ama benim o toplantıda olmadığımı, bizzat soruşturma makamlarına yazılı olarak bildirmiştir.
Savcı: Tamam. Böyle bir toplantıda o zaman siz yoktunuz…
Mehmet Pehlivan: Yani olmadığım bir toplantının yapılıp yapılmadığını, böyle bir konuşma geçip geçmediğini ben bilemem Sayın Savcım.
Savcı: Tamam, bir de bu Adem’in oğlunun bir beyanı var eylem kapsamında, hani devrin konusuyla ilgili. Güllüce Tarım şirketi ve içinde bulunan iki adet villanın Ekrem İmamoğlu'nun şirketlerine devir süreci var iddianameye yansıyan ve eylem bazında geçen. Bu devir sürecinde bulundunuz mu veya süreç aşamasında herhangi bir dahliniz var mı?
Mehmet Pehlivan: Sayın Savcım, ilk sorunuza da tapelere dayandığı için bir şerh düşmedim ama bu sorunuzdan önce bir hukukçu ve meslektaş olmam gereği, şu şerhi düşmek isterim: Savunmam boyunca, bahsettiğiniz sanığın ifadesi dahil bu ifadelerin tamamının yasak sorgu yoluyla elde edilmiş olduğunu anlattım. Yargıtayımızın da kararı çerçevesinde önce bu şerhi belirteyim; zira yasak sorguya zımni iddia yoluyla teyit alanı açmak da istemem. Bu bir yasak sorgudur. Önce bunu şerh ederek sorunuza cevap vereyim: Ben Nuhoğlu’nun bahsettiği sürece dair delillere de sahibim. İzniniz olursa Sayın Başkan, göstermek istiyorum. Savunma esnasında bu soruyu aslında daha aydınlatıcı olması açısından doğru cevap kısmında da vermiştik.
Bahsedilen Güllüce Tarımcılık olayı, bir iddianamede olduğu haliyle var, bir ifadede olduğu haliyle var, bir de gerçekte olduğu haliyle var. Gerçekte olduğu halini Sayın İmamoğlu’nun bu dava kapsamında müdafinliğini yapacak, daha doğrusu eylem bazlı savunmasını yapacak meslektaşlardır. Ben onlar yerine savunma yapmam uygun olmaz. Kendi açımdan size şunu anlatayım. Güllüce Tarımcılık meselesinde Eylem 14’te iddia edilen konu sağda yazıyor: Geriye dönük usulsüz sözleşmeler hazırladığım isnadı var. Doğru biliyorum değil mi Sayın Savcım?
Savcı: Doğru.
Mehmet Pehlivan: Peki, bu Ali Nuhoğlu’nun beyanında nasıl? Solda gördüğünüz üzere formaliteden bir ek sözleşme. Şimdi net açıdan belirlemek açısından soruyorum ve açıklama yapmaya çalışacağım. Bir ek sözleşme olduğu iddiası varsa, ki şahsın bu şekilde açık ve net bir ifadesi var, avukat huzurunda alınmış—bu ifadenin yasak sorgu olmasını bir tarafa bırakıyorum, şerh düşerek soruyorum—ek sözleşme niye dosya arasında değil? Soruşturma makamları şahıstan—ki etkin pişmanlık beyanını destekleyen deliller istemiştir—bunu neden istememiştir? Yani ifadede ek sözleşme, iddianame yazım aşamasında ortada bir ek sözleşme bulunamayınca geriye dönük usulsüz sözleşmeye dönmüş Sayın Savcım. Bunun ben bir hatalı olduğunu çok net görüyorum ve sizlere de göstermek için bu delili hazırladım. Benim Nuhoğlu’yla yaptığım görüşme esnasında katıldığım tek süreç arabuluculuk sürecidir. O da resmi arabuluculuk, şahsın avukatı çerçevesinde olmuştur.
Savcı: Hangi konuda arabuluculuk? Hangi süreç devreye giriyor?
Mehmet Pehlivan: Hisse devir sözleşmesiyle alakalı bir arabuluculuk süreci yaptım. O da kayıtlarınızda var. Arabuluculuk sürecine dair bir çekince ve soru işareti yok. Ama bu hem beni ilgilendirdiği için hem müvekkili ilgilendirdiği için en önemli konu olduğunu düşünüyorum. Böyle bir geriye dönük usulsüz sözleşme hazırlama yok. Ayrıyeten şunu da söylemek isterim: Bir yazılı sözleşme var, yazılı belge var. Şahıs imzalamış. Özgür iradesi, özgür iradesinin dışında imzaladığına dair bir şerh yok. Öyle bir iddia da yok, iddia dahi yok dosyada. Avukatı imzalamış. Yazılı belgeyle edinmiş bir ispat var. Bunların hepsini dışlayıp, hepsini dışlayıp getirdiği yer şöyle olmuş—onun da dayanağı yok ama—ek sözleşmeydi ama ek sözleşme de yok. Soruşturma makamlarına, bizim benim soruşturma aşamasına yönelttiğim eleştiriler Sayın Savcım, hani bu somut delillere dayanarak yöneltildi. Umarım cevap verebilmişimdir.
Savcı: Yani özgür iradeyle imzalanan bir evrak olduğu zaman bunu geçerli kabul ediyoruz doğru mu? Herhangi bir şerh konulmadıysa veya şu olmadıysa...
Mehmet Pehlivan: Hayır, şahsın bu sözleşmenin… yani bu bahsettiği ek sözleşme konusuna dair bir iddiası yok. Bir ek sözleşme diyor, söyleyivermesinden ibaret bir şey. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Söyleyivermiş ama bu soruşturmada isnada dönmüş.
Savcı: Yine bu Adem Soytekin’in beyanlarında bu Topkapı Aksoy Plaza’da İmamoğlu’na ait SSB Gayrimenkul Şirketi’nden devredilen tapu meselesi var, iddianameye yansımış. Adem bir şeylerden bahsediyor burada. Adem bu tapu devri sürecinde 5 milyon doların, hani iddiaya göre sistemden getirildiğini, sizin ise operasyon öncesi bu aktarıldığı iddia edilen paraları fatura işlemleri üzerine geldiğinizi söyleyerek muhasebeyle görüştüğünüzü fakat operasyonlar nedeniyle işlemin askıda kaldığı şeklinde bir beyanı var. Hani avukat sıfatıyla müvekkillerinizi veya dosya kapsamında fatura ilişkisine dair bir süreciniz oldu mu
Mehmet Pehlivan: Yani iddianamede de avukat olarak tasvir ediliyorum, mali müşavir değilim. Bir kimseye fatura düzenletme gibi bir yetkim de yok. Adem Soytekin’in yine en başta söylediğim gibi bu ifadenin bir yasak sorgu olduğunu şerh ederek cevap vereyim. İkrar ettiğimi düşünmeyin ifadenin salahiyetini. Adem Soytekin’in bahsettiği şekliyle bile bu ifadeyi verdiği tarih 27 Haziran. Ali Nuhoğlu’nun oradan geliyormuş, fatura işlerini orada da düzeltmiş. Benim Ali Nuhoğlu’yla fatura işi yaptığıma dair bir iddia da… Yani Ali Nuhoğlu 1 Haziran’da bunu veriyor, bu ifadeler basına düşüyor, Adem Soytekin oradan duyuyor ve yeni bir uyum baskısı altında genişletilmiş itiraf dediğimiz şey gelişiyor. Bu sadece bende değil. 16 Haziran tarihli ifadesinin 12. sayfasını açın, 24 nolu başlıkta da şöyle başlıyor cümlesi: "Basından duyduğum kadarıyla Selim İmamoğlu Makedonya’da 670 bin Euro para yatırmış." Basından duymuş, Makedonya’ymış, 670 bin Euro'ymuş. Makedonya değil Hırvatistan iddia konusu olay. 670 bin değil 380. Yani ifadelerin oluş biçimi, oluşturuluş biçimi bu. Söz konusu iddiayla alakalı bir bilgi sahipliğim dahi yok. Fatura düzenleme yetkimin olmadığını da açıkça belirteyim.
Savcı: Yine bu Adem’in bahsettiği toplantı süreci var operasyon sürecine kadar. Onunla ilgili dosyada HTS bazları alınmış. Birden fazla kişi Adem Soytekin, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Hüseyin Köksal tarzında. Orada da sizin hangi tarih bakıyorum... 11 Mart 2025 yılında Adem Soytekin’le ortak baz var Beylikdüzü’nde. O güne dair hani diyeceğiniz var mı? Niye bir araya geldiniz?
Mehmet Pehlivan: Ona dair Sayın Savcım doğrudan bir toplantı eşleştirmesi yapmıyor. 7 Mart tarihli bir toplantıdan bahsediyor ki o toplantıda olmadığımı HTS kayıtları—dosyanız arasında olan HTS kayıtları—o toplantıda olmadığımı söylüyor. Buna rağmen tutukluluğuma gerekçe olarak o HTS kayıtları yazıyor, o da ayrı bir konu. 11 Mart’a dair özel bir toplantı nitelendirmesi yok. Bu soruşturmanın oluşturuluş biçiminde HTS kayıtları bu şekilde kullanılmıştır. Şahıslar arasındaki HTS kayıtları getiriliyor, eşleşen tarihlere bir iddia yerleştiriliyor. Örnek vereyim bir tane daha, somutlaşması açısından söylüyorum. Bir şahıs ifadesinde 2023 yılında Murat Erenler, Ali Kotil "2023 yılında görüştük" diyor ve birtakım iddialar geliştiriyor görüştüğüne dair. Savcılık HTS kayıtlarını getirtmiş, 2021 yılında sadece ortak bazları var ve iddianame şöyle geçmiş: "Her ne kadar şahıslar 2023 yılında böyle bir olaya karıştıklarını söyleseler de HTS kayıtları 2021 diyor." Yani iki yılı geriye çekiyor. HTS kayıtları bu dosyada, HTS verileri yan delilken, tek başına hiçbir soruşturmada, davada—bırakın davada olmayı—tutukluluk tedbiri için delil alınamayacakken bu şekilde manipülatif şekilde kullanılmaya çalışılmış. Bahsettiğiniz, bana sormuş olduğunuz HTS kaydı da onlardan herhangi biri Sayın Savcım.
Savcı: Adem Soytekin'le daha görüşmeniz oldu mu veya tanışıklığınız var mı?
Mehmet Pehlivan: Ben Adem Soytekin'le tanıştığımı söylüyorum. Belki hatta bir önceki sorgumda kendisiyle bir husumetim olmadığını açıkça belirttim. Hatta o husumetten de öte böyle bir husumet iddiasında biri bulunmadım. Görüştüğüme dair de ya görüşmedim demiyorum, görüştüm görüşüyordum. Sosyal olarak tanıdığım bir insan. Haliyle o tarihte görüşmüş olabilir miyim spesifik olarak diyemem ama hatırlamıyorum. Bir yerde baz vermiş, bir restoranda bile baz vermiş olabilirim veyahut da oturup görüşmüş de olabilirim. Benim Adem Soytekin'le görüşmemle alakalı bir çelişme çekişme durumu yok. Kendisi ki bu soruşturma kapsamında en çok ifade süreçlerine maruz kaldığı zor bakımından kendisinin de ne kadar mağdur edildiğini de anlatmıştım. Yani onun güvenilir ve itibar edilebilir tarafı olmadığına dair beyanlarımın yanı sıra esasında onun da ne kadar zora kaldığını, tüm itirafçılar gibi ne kadar zora kaldığını da burada anlatmıştım. O yüzden görüşmüş olabilirim. Ne görüştün diye soruyorsanız hatırlamıyorum.
Savcı: Bu yine bu Zorlu Center'da bir olay meselesi var, onunla ilgili bir HTS baz incelemesi yapılmış. İncelemede işte belli tarihlerde Hüseyin Köksal, Murat Gülibrahimoğlu, Hüseyin Köksal, ondan sonra Ekrem İmamoğlu, Murat Kapki ile birçok ismin ortak bazda gözüküyor. Hatta Ekrem Bey vekil olduğu için o tarihlerdeki soru sormuyor ama mesele şu, bu Hüseyin Köksal, Gülübrahimoğlu ve Kapki ile bir tanışıklığınız var mı?
Mehmet Pehlivan: HTS kayıtları da yine aynı şeyi söyleyeceğim. Hani bu soruşturmanın usul ekonomisi açısından söylüyorum. Bu HTS kayıtları tek başına hiçbir anlam ifade etmez. Bununla beraber şunu belirteyim. Murat Gülübrahimoğlu'yla hayatımda bir tanışıklığım yok. Murat Kapki'yi de yalnızca Hüseyin Köksal'ın ortağı olması vesilesiyle tanırım. Hüseyin Köksal da beni hem sosyal olarak tanıdığım bir isim hem de aramızda avukat-müvekkil ilişkisi var.
Savcı: Anladım. Başka sorumuz yok, sağ olun.
15.45- ÇAPRAZ SORGUDA MEHMET PEHLİVAN KONUŞTU
Pehlivan, 'Çoğumuz bu tutukluluk halini ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yiyenlerle aynı koşullarda geçiriyoruz' ifadesini kullandı. Ve şunun altını çizdi, 'Aslında bu iddia makamının savcıların buralarda staj yapması, staj görmesi gerekiyor. İnanın ki adaletimiz için çok büyük bir farklılık olur. Çünkü bizim bu kapatılmamızın nasıl bir şey olduğunu hiçbiriniz tahayyül edemezsiniz, hayal edemezsiniz' dedi.
Kendisinin yan tarafına hemen oradaki cezaevinde, Çorlu cezaevinde bir savcının tutuklu olduğunu, 60 saat boyunca uyuyamadıklarını söyledi. 'Neden uyuyamadık, biliyor musunuz?' diyerek anlattı. 'Çünkü kendisine bir şey yapacak korkusuyla infaz muhafızları kapısında bekledi. 60 saat boyunca kendisiyle konuştular.
"Ve leblebi çekirdek gibi tutuklama kararı veriyorlar. Bunu, bu kararı verenlerin hepsinin staj etmeleri, bunu yaşamaları zorunlu. Adaletin ülkede nasıl hızla değişeceğini bilseniz inanamazsınız dedi.
Sonrasında da kendisinden bahsetti, aslında bu süreçle alakalı. Çünkü bir ara değerlendirme yapılmıştı daha öncesinde kendisi hakkında tutukluluk devam kararı verilmişti. Delilleri karartma şüphem olduğunu söylüyorsunuz. Hangi delilleri karartacağım ve bu deliller dahası da neden hala bu zamana kadar toplanmadı sorusunu sordu. Adli kontrol tedbirleriyle neden hangi gerekçeyle serbest bırakılmadığımı öğrenmek istiyorum dedi. Beni kızımdan ayrı bırakmanızın ek gerekçesi nedir diye sordu.
Mehmet Pehlivan, kızım bana açık görüşte okul arkadaşının babasının adıyla sesleniyor. Çünkü okul arkadaşının babasına baba diyor ifadesini kullandı. Buna niyet gerekçe yazmıyorsunuz diye sözlerini de toparladı. Ardından da az önce de söylediğimiz gibi avukatları savunmalarını yapıyorlar ama bir diğer taraftan bir gelişme daha oldu bu hafta. Yine bir ara değerlendirme yapılacak sekizinci hafta içerisinde. Perşembe günü o ara değerlendirmede 92 kişiden kimlerin tahliye olacağını duyabileceğiz. Bunun öncesinde avukatlar yine tahliye taleplerini sözlü olarak iletmek istediklerini beyan ettiler. Bu talep kabul edilmeyince de avukatlar tarafından yine bir reddi hakim talebi geldi. O talep değerlendirildi ve o talep reddedildi. Ama yine bu tutuklu isimlerin daha önce tahliye talebi sözlü bir şekilde beyan eden isimlerin yazılı bir şekilde beyan etmesi noktasında bir ısrar vardı. Geçtiğimiz hafta yine sorun aslında çıkmıştı. Burada bir gerginlik yaşanmıştı. Adem Soytekin bir dilekçe yazmıştı. Buna ilişkin bir söz verilecek denmişti. Buna ilişkin de konuştu mahkeme başkanı. Dilekçeni değerlendirdik. Savunmanı hazırlarsan Pehlivan'dan sonra seni alacağız sıranı öne çekip. Sonrasında da Bursa, Bursa'ya gelmemem için müzekker yazacağız ifadelerini kullandı.
15.00- İMAMOĞLU'NDAN ADEM SOYTEKİN'E TEPKİ
Ekrem İmamoğlu Mehmet Pehlivan’a soru sormadan önce söz aldı. İrem Karataş'ın aktarımına göre İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:
"Bugün burada avukatımı tutsak şekilde dinlemenin üzüntüsünü yaşamaktayım. Tutsak edilen aslında benim savunma hakkımdır. Bu şaşılacak bir şey değil bana odaklı bir yargı sürecini Türkiye olarak uzun süredir yaşamaktayız. Sorularımdan önce önemli bulduğum iki hususu paylaşmak istiyorum. Perşembe günü tahliye ile ilgili sadece yeni katılan arkadaşlarımızın savunmasını alacağınızı ifade ettiniz onun dışındakilerin yazılı beyanda bulunmasını istediniz.
Bu dava Ekrem İmamoğlu üzerine kurulu ve İmamoğlu üzerinden yürütülmeye çalışılan tarihi bir davadır. Dolayısıyla hem kendi adıma hem burada bulunan tutsak arkadaşlarım adına söylüyorum, perşembe günü mutlaka tahliyeyle ilgili görüşlerimi belirtme hakkım vardır. İkinci husus ise, bu sabah Adem Soytekin’in talebi doğrultusunda Mehmet Pehlivan’dan sonra savunmasını yapacağını söylediniz. Kimsenin savunma hakkına zeval gelmesini istemem, herkesin savunma hakkı benimki kadar kutsaldır.
Adem beyin savunmasını en doğru zamanda yapması gerekir, pozisyonunun itirafçı olması bana göre iftiracı olmasının önemi yoktur. Beyanında tehdide yönelik baskı altında olduğuna yönelik ifadeleri var. Bizi ifade ediyor olabilir ya da jandarmaları zan altında bırakabilir. Aşağıda başka bir yerde bekletiliyor, burada da en arkada oturuyor. Beni her seferinde burada ayakta karşıladı, şu an burada yok, ben de her gördüğümde kendisine selam verdim. Böyle bir düzenlemeyi yapma ihtiyacı duymanız bizi zan altında bırakır.
Adem bey bugün burada tutuklu yargılanıyor, en az diğer arkadaşlarım kadar tutuksuz yargılanmasını isterim. Burada kimse kimseye baskı altında hissedecek bir durumda bulunmaz. Siz bir mahkeme düzeni kurdunuz, buradaki avukatlar soru soruyorlar, ona göre bir hazırlık yaptılar. Belki 5-6 gün sonrası için plan yapabilirsiniz. Bugün tahliye edilebilir, savunması sonra alınır, o da olabilir. Perşembe günü tahliye olacak, keşke o da olsa. Kimseyle husumetli değilim. İki defa aşağıya gelişimde şahit oldum, 5-10 tane korumayla bir iftiracı şov yapar gibi yürüyorsa bunlar utanç verici manzaralardır."
14.30- ÇAPRAZ SORGU BAŞLADI
Duruşmaya tekrar ara verildi. Aradan sonra Mehmet Pehlivan'ın çapraz sorgusuna geçildi.
13.00 - MEHMET PEHLİVAN SAVUNMASINA DEVAM EDİYOR
Gazeteci Furkan Karabay'ın aktardığına göre; Mehmet Pehlivan, iktidara yakın medyada çıkan haberlere dikkat çekti:
“Yandaş medya her türlü karalamayı yaparken mağdurların suç duyuruları bile kabul görmüyor. Hani nerede Florya’ya gömülü paralar, cenaze aracıyla kaçırılan rüşvetler, 560 milyar kamu zararı? Nerede para dolu bavullar, dağıtılan iPhone 16’lar? Onlarca kişi keyfi şekilde tutuklanırken savcılığın etkin pişmanlık uygulamasını bir kampanyaya çevirdiği aşikardır.”
12.30 - ADEM SOYTEKİN'İN SAVUNMA SIRASI ÖNE ÇEKİLDİ
Reddi hakim talebini reddeden hakim, itirafçı Adem Soytekin'in savunma sırasının öne çekilmesi talebini kabul etti. Normalde 105. sırada savunma verecek olan Soytekin, Mehmet Pehlivan'ın savunmasının ardından savunma verecek. Mahkeme Başkanı: Adem, dilekçeni değerlendirdik. Savunmanı hazırlarsan Pehlivan’dan sonra seni alacağız sıranı öne çekip. Sonrasında da gelmemen için müzekkere yazacağız.
Hakimin bu sözlerinin ardından Adem Soytekin duruşma salonundan ayrıldı. Soytekin cezaevine geri gönderiliyor.
12.13 | REDDİ HAKİM TALEBİ REDDEDİLDİ
Avukatların reddi hakim talebinin reddedildi.
11.30 - DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Avukatlar tahliye talepleri için söz istedi, hakim izin vermedi. Avukatların reddi hakim talebinin ardından duruşmaya talebin değerlendirilmesi için ara verildi. Avukat Uğur Poyraz tutukluluk incelemesi sırasında her sanığın avukatına söz hakkı tanınması için itiraz edince Mahkeme Başkanı ile aralarında tartışma yaşandı. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı reddi hakim talebini değerlendirmek için duruşmaya ara verdi.
Uğur Poyraz 'söz hakkı vermeyecekseniz adil yargılama yapmıyorsunuz demektir' dedi. Poyraz, 'Heyetinizi reddediyorum' dedi.