İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik davada 6’ncı celse, önceki oturumlarda yaşanan salon tartışmaları ve yeni kısıtlama kararlarının gölgesinde görüldü. Aralarında Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu, 107’si tutuklu 407 sanığın yargılandığı davada gün boyu 5 ismin savunması alındı. Mahkeme, iş insanlarının savunmalarının ardından duruşmayı saat 16.45’te bitirdi
Yedinci celse, bugün (18 Mart) Murat Or’un savunmasıyla devam edilecek
6’ncı günde, bir önceki oturumlarda yaşanan yer ve salon düzeni tartışmaları damga vurdu. İlk haftanın son gününde gazetecilerin oturduğu yerin değiştirilmek istenmesi üzerine duruşma ertelenmişti.
Heyet bazı vekillerin girişine kısıtlama getirdi. Mahmut Tanal, Ali Mahir Başarır gibi CHP’li vekiller salona alınmadı. Duruşmayı DEM Parti heyeti takip etti.
İşleyişte önceki günlere nazaran gerginlik daha azdı. Sabah saatlerinde İBB Başkanvekili Nuri Aslan’ın içeri girmesine izin verilmedi. Aradan sonra Aslan duruşmaya girebildi. Dün 4 kişinin savunması alındı.
DURUŞMADA YAŞANANLAR:
16.30 | SUKAS SAVUNMASINA BAYRAMDAN SONRA DEVAM EDECEK
Ali Sukas, itirafçı Ümit Polat’ın başında olduğu satın alma biriminde hep aynı firmalara gidildiğinin dikkatini çektiğini ve iş insanı Alaattin Vardar’a “Sizden bir şey isteyen var mı?” diye sorduğunu söyledi. Sukas, Vardar’ın kendisine “Hayır” dediğini ancak soruşturma kapsamında rüşvet talep edildiğini söylediğine vurgu yaptı.
Ali Sukas’ın savunması henüz sona ermedi ancak mahkeme başkanı “Toparlayalım” dedi.
Sukas, savunmasına bayramdan sonra devam edecek. Avukatlar, mahkeme heyetinden bayram öncesinde bir tutukluluk değerlendirmesi yapılmasını istedi ancak bu talep kabul görmedi. Duruşma sona erdi, sanıklar birbiriyle bayramlaşarak duruşma salonundan ayrıldı. Salonda “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganları atıldı, İmamoğlu herkese iyi bayramlar dileyerek duruşma salonuna veda etti.
13.20 | ALİ SUKAS İFADE VERDİ
Tutuklular yeniden salona getirildi. Duruşma başladı. Ali Sukas ifade verdi. Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas, savunmasında şunları söyledi:
"Rize’liyim. 37 yıldır Orman Yüksek Mühendisiyim. Hem kamuda hem de özel sektörde farklı işler ve görevler yaptım.
Fakat beni şahsen veya gıyaben tanıyanlar, ne eğitimimle ne de mesleki kariyerimle bilirler. Herkes, içinde bulunduğum ve bununla da gurur duyduğum siyasi kimliğimle özdeşleştirmiştir beni.
12 Eylül ihtilalinin silindir gibi üzerinden geçtiği Milliyetçi Hareket’te, lideri hapisteyken İstanbul Ülkü Ocakları Başkanlığı görevinde bulundum. Bütün bu sıfatlardan öte hayatımın en büyük onuru, gençlik yıllarımda Alparslan Türkeş’in en yakınında yer almak ve onun tecrübesinden geçmektir.
Bu girişi yapmamın sebebi siyasi kimliğimi ifade etmek değildir. Zaten bu yüzden fazla uzatmıyorum. Maksadım, sadece dünyaya bakışımı ve hayatı yaşayış tarzımı daha kolay anlamlandırabilmeniz için ifade edeceğim görüşlerin arka planının anlaşılmasını sağlamaktır.
Hiç kuşkusuz, binlerce yıllık geleneğe sahip Türk devletinin ve tarihin süzülerek gelen değerlerini bir kelimeyle tarif etmek gerekirse; örf, din, coğrafya, dil gibi kavramların bunu karşılamaya yetmeyeceği açıktır. Bu değerler, binlerce yıl önce “töre” olarak ifade edilirken, bugün “hukuk” olarak adlandırılan kurallar manzumesiyle en doğru şekilde tarif edilmektedir.
Vatanın sevdalısıyım. Ancak dün üç kıtaya yayılan vatanın bugün Anadolu coğrafyasına sıkışmış olması, sevdiğimiz vatanın sınırlarının değişkenlik gösterebildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Türk milliyetçisiyim; ancak bizim anlayışımız ırka dayalı değildir. Binlerce yıl önce Bilge Kağan, düşmanlarıyla yaptığı savaşı ve sonrasını şöyle ifade etmektedir: “Ölen öldü, kalanlar millet oldu.” Yani bir savaştan kalanlar dahi aynı millet tarifine dahil edilmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk de bu nedenle “Ne mutlu Türk olana” değil, “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyerek, ırka değil mensubiyet şuuruna dayalı bir millet anlayışını ortaya koymuştur.
Müslümanım ve bununla gurur duyuyorum. Ancak devletimiz İslam’dan önce de vardı. Bizi yek vücut yapanın sadece din olduğunu söylemek eksik bir değerlendirme olur.
Özetle; örf, din, millet ve vatan kavramlarının her biri bizim için kutsal ve son derece kıymetlidir. Ancak devlet, bunların üzerinde ayrı bir birleştiricilik, devamlılık ve tanımlanabilirlik ifade eder.
Bu nedenle devletimizin başına 15 Temmuz darbe girişimini örmeye çalışan paralel yapı ve benzerleriyle ömrü boyunca mücadele etmiş, bu uğurda bedeller ödemiş bizlerin; “sistem” olarak adlandırılan hukuk dışı bir yapı içerisinde yer almamız, böyle bir yapının varlığını kabul etmemiz ya da buna hizmet etmemiz asla mümkün değildir.
Ömrü boyunca devlete kutsiyet atfeden, haram-helal gözeten, tarihin bizi nasıl anacağını düşünen ve ahirette hesap vereceğine inanan bir kişi olarak; tarafıma yöneltilen suçlamalarla yargılanmanın, şu ana kadar özgürlüğümün kısıtlanmasından daha ağır bir bedel olduğunu ifade etmek isterim.
Elbette mahkemenizin beni ideolojiik kimliğimle değil somut delillerle yargılayacak. Ancak bazı hususları dile getirmek isterim.
UZUN YARGILMAYA ELEŞTİRİ
12 bahar geçecek… Kim bilir kaç hâkim bu dosyanın sonucunu görmeden emekli olacak, kim bilir yüzlerce sanıktan kaçı bu davanın nihai kararını göremeden vefat edecek.
İşte bu nedenle, fırsatım varken sabırları zorlamadan, kısa şekilde kayıtlara geçmek istedim. Aylardır ilk defa kendimi ifade edebilme imkânı bulmuşken; masum olduğumu, büyük bir iç huzur ve gönül rahatlığıyla beyan ederek kayıtlara geçirmek istiyorum.
Kişi, işlediği iddia edilen suç, kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanıncaya ve hakkında verilen hüküm kesinleşinceye kadar masumdur. Masumiyet karinesi olarak adlandırılan bu evrensel ilke, Anayasamızın 38. maddesiyle güvence altına alınmıştır. Aynı ilke, İslam hukukunda da “beraat-ı zimmet asıldır” şeklinde ifade edilmekte ve uygulanmaktadır.
Ömrüm boyunca farklı alanlarda çalıştım. Fırıncılık yaptım, Orman Bölge Şefliği’nde görev aldım, özel sektörde kendi işimi yürüttüm. Nihayetinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki olan Ağaç AŞ’de yönetici olarak İstanbul’a hizmet etme imkânı buldum.
Devlete bakışımı daha önce ifade etmiştim. Bu anlayışı bize en çok öğreten rahmetli Alparslan Türkeş’tir. 12 Eylül ihtilalinden sonra haksız yere yıllarca cezaevinde kalmasına rağmen devlete küsmemiş, aksine millete ve devlete hizmet aşkını sürdürmüştür.
Ben de onun terbiyesinden geçmiş biri olarak, halka hizmeti Hakk’a hizmet bilerek üzerime tevdi edilen kamu görevini büyük bir aşkla ve şevkle yürüttüm. İnanıyorum ki yaptığımız hizmetlerle hatırlanacağız.
GİZLİ TANIK İFADESİNE ELEŞTİRİ
İBB operasyonundan önce başlayan bir süreç vardı aslında. Sosyal medyada trol hesaplar, anonim hesaplar, bazı basın yayın kuruluşlarında görev yapan kişiler, bazı televizyon kanallarında yorumcu kisvesi altında, akşam sabah siyasi motivasyonla, siyasi aidiyetlerle veya başka sebeplerle sürekli bizim ailemize, çocuğumuza, şahsımıza, oğlumuza, her şeyimize küfreden, hakaret eden bir organizasyon vardı. Kaç kez tekzip gönderdik, yayınlamadılar.
Savcılığa suç duyurusunda bulunduk, netice alamadık. Şimdi bu (gizli tanık) Gürgen’den biraz bahsetmek istiyorum ben. Mesleğim ormancı olduğu için, aslında Gürgen ağacını da çok severim ama burada durum biraz farklı oluyor.
50 KİŞİYİ 24 SAAT İZLEMİŞ
Şimdi bu mahlukat nasıl bir canlıysa, yazıcı melekleri gibi benim omuzuma oturmuş, beni 24 saat izlemiş, benim şoförümü izlemiş, Ertan Yıldızı izlemiş, Ertan Yıldız'ın şoförünü izlemiş, Yönetici konumunda yaklaşık 50 kişi var, 50 kişiyi izlemiş. İş yapan firmaları izlemiş, İş yapan firmalarla iş yapanları da izlemiş. Türkiye ile yetinmemiş, Bunu düşündüm yani böyle bir canlı var mıdır diye. Yani evliya olabilir mi dedim, olmadı o. Yani in midir, cin midir derken şeytan da karar kıldım. Çünkü fitne ve dedikoduyu yayan şeytandır. Yani başka hiçbir yaratılmış böyle bir görevi üstlenmemiştir.
12. 20 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Çapraz sorgudan sonra duruşmaya bir saat ara verildi. Ara verilirken de mahkeme başkanı, salonda boş kalan yerlere yargılanan kişilerin aile üyelerinin alınacağını bildirdi.
Hakim, avukatlarla ilgili düzenleme yapılacağını, basın mensuplarının konuşulanları duyabilmesi için de salona hoparlör yerleştirileceğini açıkladı.
12.00 | MURAT OR SAVCILIK İFADESİNİ DEĞİŞTİRDİ, HAKİM SORU SORDU
Murat Or'un ifadesi tamamlandı. Or için çarpraz sorguya geçildi. Hakim, Or'a savcılık ifadesi ile şimdiki ifadesinin çelişmesini sordu.
Duruşma Savcısı: Savcılıktaki beyanlarınızın birinde “AĞAÇ AŞ’deki bir takım kişilerin gözaltına alınmasının ardından Ali Sukas beni yanına çağırdı. Benim aleyhimde de bir takım beyanlar olduğunu ve ifadeye çağrılmam durumunda bana sorulduğunda söz konusu paraların sağlık sebebiyle ihtiyacı olan personele dağıtılmak amacıyla toplandığını söylememi istedi.” demişsiniz… Ali Sukas neden böyle bir söylemde bulundu size?
Murat Or: Bilmiyorum. Kendisine sorarsanız daha iyi olur.
Duruşma Savcısı: Böyle bir konuşma yaşandı mı peki?
Murat Or: Evet yaşandı.
11.00 | MURAT OR SAVUNMA VERDİ
Ağaç AŞ Genel Müdürü Ali Sukas’ın özel kalem müdürü Murat Or ifade verdi.
"Eylem 122" kapsamında ‘rüşvete aracılık’ ile suçlanan Or, hakkındaki iddiaları reddetti.
Dosyadaki savcılık ifadesinde rüşvet iddialarına ilişkin yalnızca duyuma dayalı beyanda bulunduğu belirtilen Or’un, 29 Eylül 2025’te verdiği ifadede, “Ben görev yaptığım süreç boyunca Ali Sukas’a birilerinin para verdiğine gözümle şahit olmasam da bu konularda ciddi şüphelerim olmuştu” demişti.
Duruşmada söz alan Or, iddianamedeki suçlamalar ile tanık ve gizli tanık anlatımları arasındaki uyumsuzluklara dikkat çekti. Etkin pişmanlıktan yararlanmadığını belirten Or, “Etkin pişmanlıktan yararlanma ihtiyacı hissetmedim çünkü gördüğüm şahit olduğum bir şey yok. Ali Sukas’ın birine para verdiğini gözümle görmüş değilim” dedi.
Or, savunmasında kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Hayatım boyunca ne kendim haram lokma yedim ne de çocuklarıma yedirdim. Devletimin malına asla elim uzanmaz. Kimseden Ali Sukas adına para talep etmedim. Kimseden de para almadım. Getirileni açıp bakma, inceleme, getirilenle ilgili soru sorma yetkim bulunmamakta”
Savunmasının devamında, “Etkin pişmanlıktan yararlanma ihtiyacı hissetmedim. Sadece gördüğüm, duyduğum konuları anlattım. Kesin görgüye dayanmış beyanlarım değildir” ifadesini kullanan Or, “Kimseye bir ithamda bulunmanın doğru olacağını düşünmüyorum. Ali Sukas’a para verildiğine gözümle şahit olmadım” dedi.
Kimya mühendisi olduğunu söyleyen Or, 2012 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirakinde Ar-Ge laboratuvarında çalışmaya başladığını, 2017 yılında ise AK Parti döneminde özel kalem görevine getirildiğini anlattı. Bu göreve dönemin yöneticilerinin değerlendirmesiyle atandığını belirten Or, Ali Sukas ile de 2019 seçimlerinden sonra tanıştığını söyledi.
Rüşvet suçlamasıyla anılmasından büyük üzüntü duyduğunu söyleyen Or, herhangi bir kişiden para istemediğini ve para almadığını savundu. Dosyada adının geçtiği iddiaların somut delille desteklenmediğini öne süren Or, mal varlığında da olağan dışı bir artış bulunmadığını söyledi.
Or, bu bölümde şu ifadeleri kullandı:
“Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, rüşvet gibi bir konuda adımın geçmesinden gerçekten büyük üzüntü duyuyorum. Hayatım boyunca ne kendim haram lokma yedim, ne çocuklarıma ne de eşime yedirdim. Eşimle birlikte dini ve vicdani hassasiyetlerimiz gereği bir lira faizli ya da haram paraya dahi bulaşmamış insanlarız. Böyleyken, hak etmediğim bir paraya, hele ki devletin malına asla el uzatmam. Hiçbir kimseden, şahsım, kurumum veya Ali Bey adına para talep etmedim; böyle bir para da hiçbir zaman almadım. Beni tanıyan herkese sorulsa, böyle işlere bulaşmayacağımı rahatlıkla söyler.
Görev yaptığım süre boyunca kurum kaynaklarının gereksiz yere israf edilmemesi için elimden geleni yaptım. İddianamede adımın geçtiği iddialara bakıldığında, gizli tanık ve bazı sanıkların üzerime atfettiği isnatlar dışında, iddia makamının da belirttiği üzere, somut bir delil bulunmamaktadır. MASAK kayıtlarından da görüleceği üzere, benim ya da ailemin mal varlığında olağan dışı bir artış söz konusu değildir.”
Or, şunları kaydetti:
“Kaldı ki çalıştığım oda sürekli açık bir yerdi. Bizim kattaki çalışma düzeninde odamız, daha ilk bakışta görülen, herkesin önünden geçtiği bir konumdaydı. Tanık beyanlarında anlatıldığı gibi, firmaların Ali Bey müsait olmadığında masaya bir şey bırakıp gitmeleri mümkündür. Ancak iddia edilen gibi haram bir iş yapılıyor olsaydı, bunun herkes tarafından görülebilecek bir makam odasının girişindeki açık bir alanda yapılmasının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığını da takdirinize sunuyorum.”
Gizli tanık ve sanık beyanlarına itiraz etti
Or, dosyadaki bazı sanık ve gizli tanık beyanlarının, cezaevinden çıkmak ya da dosyaya girmemek amacıyla verildiğini düşündüğünü söyledi. Ali Sukas’a yakın çalışan biri olması nedeniyle adının özellikle kullanıldığını savundu.
10.30 | İMAMOĞLU SÖZ İSTEDİ: HAKİM KABUL ETTİ
Heyetin yerini almasıyla duruşma başladı. Ekrem İmamoğlu heyetten söz hakkı istedi. Heyet kabul etti ve İmamoğlu konuşmaya başladı.
Halk TV'den Gamze Altunay'ın aktardıklarına göre İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:
Ramazan Bayramı’na gireceğiz. Bugün son gün. Olgunlaşan bir takım süreçlerde, karşılıklı müzakere ve diyalog süreçleri yaşandı. İstenmeyen şeyler oldu ya da insanların kendi birtakım sıkıntılarından ve yaşadıklarından kaynaklanan talepleri oldu. Bu çerçevede benim gözlemlediğim bir asimetri var. Burada gerçekten yaşanan bir sıkıntı var.
İZLEYİCİ KISITLAMASI
Örneğin ailelerden bir kişi alınıyor. Ben sabah telefon hakkımı kullandım, haftada 10 dakika eşimle konuştum. Aileden bir kişi... Şimdi zaten bu insanların aileleriyle görüşmeleri çok sıkıntılı. Bu kısıtlama reddedilip gördükleri anda mutlu olanlar var, umudu büyüyenler var. Bu insanların “bir kişi” diye bir kısıtlamayla buraya gelmelerinin doğru olmadığını düşünüyorum.
İkinci asimetrik olan durum ise 107 tutuklunun burada öncelikle yargılanıyor olması. Bu 107 tutuklunun üç avukatı gelebilir diyorsunuz. Bu şöyle eksik kalıyor: Zaten insanların haftanın bir gününde görüşme günleri var. O görüşme günlerini değiştirmediler. Ben kendi adıma her gün katılmak zorundayım dediğim için beni buranın olmadığı güne kaydırıyorlar. Bu üç avukat kısıtının da doğru olmadığını düşünüyorum.
GAZETECİLERİN DURUMU
Çok önemli bir konu da medya. Arka taraftan buranın izlenmesiyle karşı karşıya kalınması… Basındaki insanların burayı izlemesi, heyetlerin de tanınması için daha doğru bir çerçeve olur.
Dün İBB Başkan Vekili giremedi. Bu nereye kadar varıyor?
Ben 1300 kişiye senede bir kez toplantı yapıyorum. Burada konuşulan her konu belediye yöneticilerini ilgilendiriyor. Bunlar çete değil, itibarlı insanlar.
İddianamede CHP, ilk cümleden itibaren suçlu şüpheli gibi gösteriliyor; Yargıtay’a şikâyet edilecek kadar işaret edilen bir pozisyonda. CHP’lilerin girişi bile lütuf gibi gösteriliyor. Bu doğru değil.
Jandarmayla karşı karşıya gelmeyelim, özenli çalışalım; çabamız bu.
Herkes sorumluluk almaya hazır. Bütünüyle taahhüt ediyoruz ki lütfen bayramda bunu iyi değerlendiriniz. Bu tür kısıtlamaların ne size ne de burada yargılanan insanlara katkısı yoktur. Gerçekten insanların buna ihtiyacı var. Öyle çıkışlar vardır ki tarihte unutulmaz; bütün bunları revize eder. Müzakere kapısını açık tutarsanız burada çok daha makul, itibarlı bir hat çizersiniz ve kazanan yüce Türk yargısı olur.
Naklen yayından bahsederken bu kısıtlamalara geldik.
Bu ülke bir senede milyon dolarlar kaybetti. Bu mahkeme çok büyük.
Bayrama giriyoruz. Bayrama gidecek herkesin en güzel günleri olsun. Bazen öyle bir çıkış yaparsınız ki insanları eve gönderirsiniz, tarih değişir. Böyle bir sürprizden bahsediyorum.
10.00 | AİLELER GELDİ
İBB Davası’nın 7. celsesi için bekleyiş sürüyor. Gazetecilerin, sanık ailelerinin henüz alınmadı. Akatlar salona girebildi.





