Türkiye’de siyaset bazen kelimelerle değil, kaçınılan kelimelerle okunur. Bugün o kelime: ara seçim.
Türkiye’de siyaset bazen kelimelerle değil, kaçınılan kelimelerle okunur. Bugün o kelime: ara seçim.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin gündeme taşıdığı ara seçim tartışması, iktidarın verdiği tek bir cümlelik yanıtla karşılandı: “Gündemimizde yok.”
Oysa mesele bir siyasi tercih değil, doğrudan anayasal bir zorunluluk.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 78. maddesi açık:
TBMM’de üyeliklerde boşalma olması halinde ara seçim yapılır. Üstelik belirli koşullarda bu bir tercih değil, zorunluluktur.
Bugün Meclis’te boşalan sandalyeler var. CHP’nin çağrısı da tam olarak buradan yükseliyor:
“Bu sandık kurulmalı.”
Ancak burada kritik bir kırılma var. Çünkü iktidar, anayasanın tarif ettiği bir süreci siyasi gündem dışına iterek aslında başka bir şey söylüyor:
Sandık, sadece kazanılacağı zaman anlamlıdır.
Anayasa mı, Siyasi Konfor mu?
Ara seçim kararı yürütmenin değil, yasamanın yetkisinde. Buna rağmen “gündemimizde yok” açıklaması, siyasetin hukukun önüne geçtiği bir eşik anlamına geliyor.
Burada sorulması gereken soru çok basit:
Eğer anayasa açıkça bir süreci tarif ediyorsa, bu sürecin işletilip işletilmeyeceği siyasi konjonktüre göre mi belirlenecek?
Bu sorunun cevabı, Türkiye’de demokrasi tartışmasının özünü oluşturuyor.
Peki ya Anketler?
Siyaset boşlukta yapılmaz. Sandıktan kaçışın arkasında çoğu zaman matematik vardır.
Son dönemde farklı araştırma şirketlerinin ortalamalarına bakıldığında ortaya çıkan tablo oldukça net:
CHP ve AKP arasındaki yarış başa baş ya da CHP lehine çok sınırlı farklarla ilerliyor
İYİ Parti, DEM Parti ve diğer muhalefet bileşenleriyle birlikte düşünüldüğünde muhalefet blokunun toplam oyu daha yüksek görünüyor
Cumhur İttifakı’nın toplam oy oranı ise birçok ankette kritik eşik olan %50+1’in altında kalıyor
Seçmenlerin çoğunluğu erken seçim talebini dile getirirken, ekonominin kötü yönetildiğini düşünenlerin oranı %80’in üzerinde seyrediyor
Bu tabloyu şöyle okumak mümkün:
İktidar yalnızca oy oranını değil, ittifak matematiğini de kaybetme riskiyle karşı karşıya. Ve bu risk, sandığın zamanlamasını siyasi bir mesele haline getiriyor.
Asıl Soru: Kazanacak olsalar kaçarlar mıydı?
Burada yazının en kritik yerindeyiz.
Eğer anketler Cumhur İttifakı’nın rahatlıkla %50+1’i bulduğunu gösterseydi,
Eğer ekonomik göstergeler seçmen memnuniyetini işaret etseydi,
Eğer sahada güçlü bir rüzgâr arkasında olsaydı…
Bugün “ara seçim gündemimizde yok” cümlesini duyar mıydık?
Yoksa tam tersine,
“Millet sandığı istiyor, buyurun sandığa” söylemi mi yükselirdi?
Türkiye siyasetinin son yirmi yılı bize bir şeyi net öğretti:
İktidarlar sandıktan kaçmaz.
Ama sandığın sonucundan şüphe duyduklarında, sandığın zamanını tartışmaya açarlar.
Ekonomi: Sandığın Gölgesi
Bugün bu tartışmayı anayasa üzerinden yapmak mümkün. Ama sokağa çıktığınızda mesele çok daha somut:
Kira ödeyemeyenler, faturayı erteleyenler, pazarda eksik fileyle dönenler…
Anketlere yansıyan “ekonomi kötü” algısı bir veri değil, doğrudan yaşanan hayatın özeti.
Ve tam da bu yüzden, ara seçim tartışması yalnızca bir hukuk meselesi değil.
Aynı zamanda bir hesap verme meselesi.
Sonuç: Sandık Bir Tercih Değil, Zorunluluktur
Bugün Türkiye’de tartışılan şey aslında çok basit:
Anayasa mı işleyecek, yoksa siyasi konfor mu korunacak?
CHP’nin ara seçim hamlesi, teknik olarak tartışılabilir, siyasi olarak eleştirilebilir.
Ama ortaya çıkardığı gerçek değişmiyor:
İktidar sandık konuşulmasını istemiyor.
Çünkü sandık artık sadece bir seçim değil,
aynı zamanda bir iktidarın çoğunluğunu kaybetme ihtimaliyle yüzleşmesi anlamına geliyor.
Ve görünen o ki, o ihtimal her geçen gün daha da büyüyor.