"İktidar, deprem felaketini depremzedenin sırtından ranta mı dönüştürüyor?"

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı İç politika, dış politika ve ekonomi başlıklı ‘Haftalık Değerlendirme Raporu’nu yayımladı.

Gündem 26.02.2023, 11:52
"İktidar, deprem felaketini depremzedenin sırtından ranta mı dönüştürüyor?"

26 Şubat 2023 tarihli haftalık değerlendirme raporu şöyle:

SICAK GÜNDEM

Deprem bölgesinde inşaat, imar, rant, proje, ihale, kamulaştırma, mülkiyete el koyma vb. tüm yetkiler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na verildi. İktidar, deprem felaketini milletin ve depremzedenin sırtından ranta mı dönüştürüyor? Deprem gerekçesiyle ilan edilen OHAL’in gerçek hedefinin sansür-yasak ve susturma olduğu; RTÜK, BTK, Diyanet, EGM ve Sulh Hukuk Hakimlerinin eş zamanlı olarak peş peşe aldığı kararlarla, somutlaştı.

İÇ POLİTİKA

6 Şubat’ta tüm ülkeyi yasa boğan deprem felaketinde; siyasi ve idari ihmalleri, sorumlulukları apaçık ortada olan hiç kimse istifa etmeyi, milletten özür ya da af dilemeyi düşünmedi!Depremzede işçiler, işyerleri ve işini kaybedenler için çıkartılan destek ödemeleri, çalışanlar için günlük 133 TL katkı tutarı, yaşanan felaketin boyutları karşısında yetersizdir.

EKONOMİ

Deprem öncesinde pek çok ilde olağanüstü artan konut fiyatları ve kiraları, deprem sonrası ortaya çıkan göç tablosuyla acil çözüm bekleyen toplumsal ve insani bir soruna dönüştü!Politika faizi 50 puan daha düşürülerek yüzde 8,5’a indirildi. Merkez Bankası’nın faiz kararları piyasa ve banka faizleri üzerindeki etkisini tümüyle yitirdi!Depremin ekonomik maliyeti milli gelirde yüzde 5 ila 10’u arasında bir kayba yol açabilir. Bu da en az 85 milyar dolara karşılık geliyor!

TARIM

Deprem illerinde tarım ve hayvancılık ağır hasar aldı. Ekili arazilerde, bakım, sulama, ilaçlama süreçleri durdu. Ortaya çıkabilecek büyük üretim açığının telafisinde geç kalınmamalıdır!

DIŞ POLİTİKA

Askıya alınan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine dönük üçlü müzakereler, yeniden başlıyor.Rusya-Ukrayna savaşı 24 Şubat’ta bir yılı geride bıraktı ve her iki taraf savaşı sürdürmekte kararlı olduklarını yineledi. Çin’in 12 maddelik bir barış planı için Avrupa ülkelerine diplomasi girişimi başlatması önemli bir adımdır.

24 Şubat’ta yayınlanan Cumhurbaşkanı kararıyla; deprem bölgesinde inşaat-imarrant-proje-ihale-kamulaştırma-mülkiyete el koyma vb. tüm yetkiler, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na verildi. Ormanlar, meralar inşaata açılıyor. Bu karar, deprem felaketini, milletin ve depremzedenin sırtından ‘rant paylaşımına dönüştürme’ belgesidir!

Deprem bölgesinde ‘yangından mal kaçırırcasına’ rant paylaşımının ve iktidar müteahhitlerine kapalı kapılar ardındaki ihalelerle iş dağıtmanın kılıfı 24 Şubat’ta yayınlanan Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan kararıyla hazırlandı. Medeni Kanun, Orman Kanunu, Mera Kanunu, İmar Kanunu, Belediyeler Yasası, Kat Mülkiyeti, Çevre Koruma Yasası ve daha birçok yasa; anayasanın ‘yasayla düzenlenmesi gereken alanlarda CB kararı çıkartılamaz’ hükmü yok sayılıp CB Kararıyla askıya alındı. 

Bu kararname ile Beştepe Sarayı’nda rant-adrese teslim ihale dağıtma-kamu kaynaklarını paylaşma ve depremzedenin sırtından zenginleşme masası kuruldu.  

İktidar 2011 ve 2013’te yaptığı yasa değişiklikleriyle Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ni (TMMOB) inşaat, altyapı, imar ve şehir planlamasında tüm denetim süreçlerinden dışladı. Şimdi de bu kararla yerel yönetimler, belediyeler, yerel halk, mesleki kuruluşlar tüm süreçlerin dışına itiliyor. 2019’da yerel yönetimlerde, büyükşehirlerde kayba uğrayınca, başta imar-planlama-inşaat vb. olmak üzere yetkileri merkezileştirip, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda topladı.

Deprem bölgesinde imar ve inşa için tüm yetki, CB Erdoğan’ın emrindeki atanmış bakan Murat Kurum’a ve Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) verildi. Orman alanlarına, meralara, tohum bahçesi olarak ayrılan alanlara, gen koruma ormanlarına inşaat kapısı açıldı. Aynı CB kararıyla, mesire ve piknik yerlerine, orman parklarına, turizm kullanımına tahsis edilen orman alanlarına inşaat yapılacak.

Çevre Bakanı ve emrindeki TOKİ, dilediği yerli-yabancı şirketlere ihalesiz olarak proje verip inşaat yaptırabilecek. Bakan, kamu kurum ve kuruluşlarıyla, özel mülkiyete ait tüm taşınmazlar için devir ve kamulaştırma, mülkiyete el koyma kararı alabilecek. Kamulaştırma işlemlerini Bakan ve emrindeki TOKİ yürütecek. Enkaz döküm alanlarını belirleme yetkisi valilere verilirken, binlerce ton moloz kentlerin çevresine, tarım ve sulak arazilere, sanayi bölgeleri etrafına dökülüyor. Başta asbest olmak üzere insan ve çevre sağlığı hiçe sayılıyor. 

Artçı depremler sürerken İslahiye ve Nurdağı’nda inşasına başlanan 855 konutun ihalesi ne zaman yapıldı? Hangi müteahhit ihaleyi kaça aldı? 

Depremin acıları sürerken yangından mal kaçırırcasına, adrese teslim ihalelerle inşaata başlamak, insanın canına kastedip rant peşinde koşmaktan başka bir şey değildir.

TOKİ Başkanı deprem bölgesindeki illerde olası depreme karşı zemin etütlerinin çok önceden hazır olduğunu, bu sayede inşaatlara hızla başladıklarını söylüyor. O halde çok önceden hazırlandığı ifade edilen bu zemin etütlerinde, planlarda, bu illerde riskli binalar ve bölgeler bilindiği halde bugüne kadar niye boşaltılmadı? Yapılan ‘tabut binalara’ niçin yıllardır göz yumuldu? Asrın felaketine davetiye çıkaranlar, bu sorumsuzluğun hesabını vermek zorundadır! 

Deprem gerekçesiyle ilan edilen OHAL’in gerçek hedefinin, sansür-yasak ve susturma olduğu RTÜK, BTK, Diyanet, EGM ve Sulh Hukuk Hakimlerinin eş zamanlı olarak peş peşe aldığı kararlarla somutlaştı. Dezenformasyon, kamu düzeni, ulusal güvenlik vb. gerekçelerle iletişim, haberleşme, medya, internet üzerindeki karartmaların yayılacağını, iktidarın ‘tek sesli’ bir seçim atmosferi planladığını öngörmekteyim!

Deprem sonrası açığa çıkan kaos ve koordinasyonsuzluğun yol açtığı ağır insani ve maddi kayıpların paniğini yaşayan iktidar, bu şaşkınlık ve yetersizliğin görülmesini, öğrenilmesini engelleme, çaresizliğini örtme çabasına girişti. Olağanüstü Hal (OHAL) yetkisiyle hızlandırılan bu girişimlerin bahanesi ise ‘Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, terörle mücadele’ olarak sunuluyor. 

TBMM’yi kapalı tutarak OHAL kararnameleri ile yönetim sürecini öne çıkartan iktidarın bu zihniyetini seçime doğru daha da yaygınlaştıracağı anlaşılıyor. 

Radyo-Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) deprem bölgesindeki gerçekleri kamuoyuna yansıtan televizyon kanallarını yayın yasağı, ekran karartma, ağır para cezalarıyla susturma kararı aldı. 

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı’nın talebiyle aynı gün, aralarında aylık 36 milyon tekil ziyaretçisi olan Ekşi Sözlük’ün de yer aldığı eleştirel internet ve haber sitelerinin kapatılması, erişimin engellenmesi yönünde Sulh Hukuk Hakimliğinden karar çıkarttı. BTK’nın talebiyle internet üzerinden online kitap satışı yapan yayınevlerine, kitap satış sitelerine ‘kapatma’ kararları yürürlüğe konuldu.

Depremin hemen ertesinde, enkaz altındaki insanların ancak SMS ve sosyal medya üzerinden seslerini duyurabildiği, yardım çığlıklarını dile getirebildiği bir ortamda interneti yavaşlatan, sosyal medya platformlarına yönelik bant daraltma uygulamasını devreye sokan BTK, can kurtarma açısından hayati önemdeki ilk 48-72 saatte iletişimi, haberleşmeyi adeta engelleyerek sahadaki kargaşanın, can pazarının, basiretsizliklerin, müdahale ve yönetimdeki yetersizliklerin görülmesini gizlemeye çalıştı.

Binlerce insanın enkaz altında olduğu günde, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) öncelikle sahada güvenliği sağlaması, yağmaları önlemesi, gerekirken yıllar öncesine, geriye dönük sosyal medya taraması başlatarak siber takibe, eski veya güncel sosyal medya paylaşımı yapan yüzlerce kişiyi gözaltına almaya, tutuklama talebiyle savcılıklara sevk etmeye yöneldi.  

On binlerce insan enkaz altında hayatta olduğunu duyurmaya çabalarken, felaketin ilk saatlerinden itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) sela okutmaya yöneldi. Defnedilmeyi bekleyen cenazeler kaldırımlara dizilirken DİB’in önceliği, önde gelen bir ilahiyatçı profesörün kaleme aldığı Kur’an meali ve tefsiri kitabının ‘basımı, dağıtımı, satışının durdurulması, toplatılması ve imhası’ için karar çıkartmak oldu.

OHAL yetkisi ve iktidar gücüyle; baskı-sansür-gözdağıyla, ‘deftere not’ tehditleriyle korku iklimini yaymayı, seçmeni yıldırarak sandıktan çıkmayı planlayan iktidar, ne yaparsa yapsın ağır hezimete ve bozguna uğrayacak kendi eliyle 21 yıldır yarattığı enkazın altında kalacaktır!  

6 Şubat’ta tüm ülkeyi yasa boğan, on binlerce insanımızın canına mal olan deprem felaketinde; siyasi ve idari ihmalleri, sorumlulukları apaçık ortada olan hiç kimse istifayı, vicdan muhasebesi yapmayı, milletten özür ya da af dilemeyi düşünmedi. Ülkemiz ve insanımız böyle bir siyasi zihniyet tarafından yönetilmeyi hak etmiyor.

İstanbul-Bursa-İzmir otoyolu projesinin İzmit-Osmangazi Körfez geçişi köprü inşaatında görevli Japon Mühendis Kishi Ryoichi, kendi vardiyasında döşenen bir halatın kısa süre sonra kopması üzerine ertesi gün işe gelmeyince intihar ettiği ortaya çıkmıştı. Japon mühendisin geride bıraktığı notta ‘olayın sorumluluğu tamamen bana aittir. Kimsenin bir suçu bulunmamaktadır’ yazılıydı. 

2015 yılında yaşanan bu olay o dönemde medyanın manşetlerinde yer aldı ve Japon mühendisin bu vicdani hesaplaşması büyük üzüntü ve takdirle karşılandı.

Ülkemiz 6 Şubat’ta 11 ili kapsayan büyük deprem felaketinde on binlerce insanını kaybetti.

Yüz binlerce insan yaralandı, kimileri ömür boyu sakat kalma pahasına kurtarılabildi.  Depremle sarsılan illerde kamuya ait valilik, kaymakamlık, hastane binaları, öğrenci yurtları, kamu üniversitelerinin lojman ve misafirhaneleri, iktidar müteahhitlerine inşa ettirilen duble yollar, otoyollar, havaalanları yanında bazıları birkaç yıl önce inşa edilmiş lüks rezidanslarında arasında yer aldığı 160 binden fazla bina içindekilere mezar oldu. İktidarın en tepesinden en alttaki görevlisine kadar felaketteki ihmal ve sorumlulukları apaçık ortada olan, karar mekanizmalarında ve süreçlerinde yer alanların hiç birisi görev ihmalini kabul etme, vicdan muhasebesi yapma gereği duymadı. 

Japon mühendis kimsenin hayatına zarar vermeyen, düzeltilmesi olanaklı bir hatasının, fark edilmediği takdirde ileride başkalarının yaşamına mal olabileceğinin vicdanında yarattığı derin sarsıntıyla baş edemediği için hayatını sonlandırırken, on binlerce canın yitirilmesinde payı, ihmali, sorumluluğu olanların hiç birisi istifayı dahi düşünmedi.

Tamamen 20 yıllık ağır bir ihmal yüzünden hayatını kaybeden insanlarımızın cenazeleri numaralandırılarak gömülürken, İçişleri Bakanı ekranlarda “Kendimin hazzetmediği, bir partinin belediyesine de ‘Burada çadır kurabilirsin, engellemiyorum’ dedim” sözleriyle kendisini aklama, gönül yüceliği algısı yaratma, felaketi normalleştirme çabasında. Ülkenin ve insanların çığ gibi sorunları enkaza dönüşürken, altındaki cenazelerin çıkarılmayı beklediği bir enkazın önünde konuşan CB Erdoğan, “Be ahlaksız, be namussuz, be adi” hakaretleriyle, yeni inşaat ve temel atma vaatleriyle suçunu bastırmaya çalıştı. Deprem şartnameleri kağıt üstünde kalmış, imar affı ile bugün yıkılan binalara ruhsat verilmiş.  Deprem doğal afettir ancak zeminin yüksek katlı yapılaşmaya uygun olmamasına rağmen bölgenin yapılaşmaya açılması ve yaşanan depremde yerle bir olması, büyük bir ihmaldir!

Tüm hesapları, çırpınışları, ülkeyi sarsan, jeolojik olarak 3,5 metre kaymaya yol açan, 11 ili yıkan depremin kendi koltuklarını sarsmaması, iktidarlarını yıkmaması. O yüzden insanımıza karşı Japon mühendisin sahip olduğu vicdandan bile yoksunlar. Ancak görmek istemeseler de yaklaşan gerçek şudur; halkımız her zaman yaptığı gibi önümüzdeki baharda bu kez ‘büyük bahar temizliğini’ oylarıyla yapacak!    

İktidarın valileri depremde evini, yakınını, ailesini kaybeden kamu çalışanlarına ‘iş başı’ genelgesi yayınlıyor. Cumhurbaşkanı, işyeri yıkılan, işini yitiren afetzede yurttaşlarımız için işten çıkartma yasağı, kısa çalışma ödeneği ve bunlardan yararlanamayanlara günlük 133 TL destek ödemesi kararı çıkartıyor. Yaşanan felaketin boyutları karşısında alınan bu kararlar, insanların çaresizliği ve acılarıyla alay etmektir.

OHAL kapsamında peş peşe kararnameler çıkartan CB Erdoğan, son kararlarından birisiyle de deprem bölgesindeki iş yerleri ve çalışanlar için korona salgınındaki kararların benzerlerini yürürlüğe koydu. İktidar, üreticiye, çiftçiye, ürünü ve hayvanı olanlara teşvik vaat ediyor. 

Öncelikle bölgede kalan, her türlü yokluğa, yıkıma ve zorluğa rağmen açıkta kalan ineğini, koyununu beslemeye, sütünü sağmaya devam eden üreticilere teşvik değil, geri ödemesiz doğrudan ayni ve nakit destek verilmelidir. 

Besiciye bedava yem, saman, hayvanını barındıracağı çadır sağlanmalıdır. 

Ancak hâlâ binlerce depremzede açıkta, soğukta ve çadırdan yoksun iken, ahırı yıkılan, kışta ayazda kalan büyük ve küçükbaş hayvanlar için çadır sağlamak muhtemelen iktidarın gündeminde yok. 

Bölgedeki işyerleri, Organize Sanayi Bölgelerindeki (OSB) tesisler ve buralarda çalışanlar açısından da ciddi önlemler ve destekler gerekirken, iktidar CB Erdoğan koronavirüs dönemi tedbirlerinin benzerlerini yürürlüğe koydu.

Afet bölgesinden yaşanan yoğun göç nedeniyle pek çok işletme hasarlı olmadığı halde çalışan elemanlarını yitirdiği için üretime geçemez durumda. İşletmeler çalıştıracak personel sıkıntısı çekerken çıkarılan CB kararıyla bölge illerinde OHAL süresince işten çıkartma yasağı getirildi. Buna ilave olarak aylık 6 bin TL tutarında kısa çalışma ödeneği (KÇÖ), işyeri çalışılamaz durumda olanlara, işini kaybedenlere İşsizlik Sigortası Fonu’ndan (İSF) işsizlik ödeneği verilmesi kararlaştırıldı. Gerek KÇÖ gerekse işsizlik ödeneği almaya hak kazanamayanlara ise yine İSF’den günlük 133,44 TL OHAL süresince destek verilmesi CB kararında yer aldı. 

İşten çıkartma yasaklanmasına karşılık korona döneminde olduğu gibi işverenlerin çalışanlarını ücretsiz izne çıkartması serbest. Pek çok işverenin salgında da bu yolu tercih ettiği biliniyor. 

İşsizlik maaşı çalışanın günlük brüt ücretinin yüzde 40’ı olarak ödeniyor. Bu da yeni asgari ücret üzerinden aylık 3048 TL! KÇÖ ve İşsizlik maaşı alamayanlara verilecek günlük 133,44 liralık desteğin aylık tutarı ise 3990 TL. Evini, işini, yiyeceğini, giyeceğini yitirmiş insanlara verilecek bu destekler asgari ücretin yaklaşık üçte biri düzeyinde. Her şeyini kaybeden afetzede çalışanlara en azından 8500 TL asgari ücret düzeyinde parasal destek sağlanmalı. 

Asrın ihmaline yol veren iktidarın, kendi algısal söylemiyle ‘Asrın felaketine’ uğramış insanları, asgari ücretten bile mahrum etmesi, mevcut şartlarda 3-6 bin TL destekle yaşamını sürdürmelerini ‘lütuf’ gibi insanların sunması kabul edilemez. Bu destek tutarları, ortadaki felaketin boyutları karşısında yetersizdir. İnsanların göç etmemesi, işletmelerin yeniden ayağa kalkması, üretime geçmesi için parasal yaşam destekleri artırılmalı, alelacele alınan kararlar gözden geçirilmelidir. 

Deprem öncesi konut fiyatları ve kiralarındaki olağanüstü yükselişler, deprem sonrası artan göçlerin kiralık-satılık konut talebini tetiklemesiyle kontrolden çıktı. Ayrıca deprem kaygısıyla kentsel dönüşüm başvurularının artması, dönüşüme alınan konutlardan taşınanların kiralık konut arayışı talebi katladı. Avrupa’da uygulanan kira kontrolü sistemlerinin benzerinin ivedi olarak yürürlüğe konulması hayati önem kazandı!

Uygulanan ekonomik model, yüksek enflasyon, yüksek kurlar, inşaat girdi maliyetleri, yabancılara konut satışı vb. nedenlerle uzun süredir ülkemizde öncelikli sorunlardan birisi haline konut ve kira fiyatları deprem sonrası ortaya çıkan tablo ile acil çözüm bekleyen, toplumsal ve insani bir soruna dönüştü.

Deprem öncesinde pek çok ilde olağanüstü artan konut fiyatları ve kiraları, depremin yarattığı göç dalgasının oluşturduğu hızla artan ilave taleple kontrolden çıktı. Deprem kaygısıyla riskli bina kontrolü taleplerinin ve kentsel dönüşüm başvurularının artması, buralarda oturanların dönüşüme tabi konutları boşaltmasıyla kiralık konut talebi fırsatçı bir piyasanın oluşmasına zemin hazırladı. 

İktidarın geçen yıl kira artışlarını 2023 temmuzuna kadar yüzde 25 ile sınırlaması soruna çözüm olmadı. 

Büyük şehirlerin çeper bölgelerinde bile en düşük konut kirası 5-7.500-10 bin TL’ye ulaştı durumda. Kentsel dönüşümde ev sahibine verilen 1500 TL kira desteğinin anlamsızlığı açık. Dönüşüme tabi konutu boşaltmak zorunda kalan kiracıya cüzi tutarda taşınma katkısı veriliyor. Ayrıca orta veya ağır hasarlı binalardaki ev sahipleri, güçlendirme veya kentsel dönüşüme yanaşmıyor, maliyeti çok yüksek buluyor. 

Başta Almanya, Avusturya, İngiltere, İtalya, Hollanda olmak üzere pek çok Avrupa ülkesi çıkarttıkları yasalarla kira kontrolü uyguluyor. Avusturya, kentleri bölgelere ayırarak metrekare birim fiyat üzerinden kiralara azami tavan belirleyip bunun üzerindeki tutarlara yaptırım uyguluyor. Bazı ülkelerde 1947’den bu yana yürürlükteki kira kontrol yasalarıyla, kontrat süresi en az 5, azami 10 yıl. Tahliye sebepleri sınırlı tutuluyor. Kamu otoritesi ekonomik sürecin seyrine göre yasadaki yetkiyle kiraları belli sürelerle dondurma ya da güncel kira üzerinden kontratı 2-3 yıl uzatma kararları alıyor. İngiltere 1981’de çıkarttığı yasayla gerek tahliye nedenlerine gerekse kira artışlarına sınır getirdi. Hollanda, Danimarka gibi bazı ülkeler belediye bünyesinde ‘Kira Kontrol Birimleri’ oluşturarak kira artışlarını denetime aldı. ABD’de eyaletlerdeki kira kontrol kurulları her yıl bina, bölge, semte göre azami kira tavanı ve kira artış oranı belirleyerek ilan ediyor. Bazı ülkeler yasadaki kira artışı koşullarına uymayan mal sahibinin mülkünü yasal yetkiyle ‘Sosyal Konut’ kapsamına alarak, kendi belirlediği kira bedeliyle, ihtiyaç sahibine kiralıyor.

Konut ve kira sorunu, deprem felaketi sonrası özellikle göç alan kentlerde, büyük şehirlerde acil ve hayati boyuta geldi. Merkezi-yerel yönetim ortaklığını ve iş birliğini içeren ivedi bir çerçeve yasa düzenlemesi elzemdir. Bu alanda süratle adım atılmadığı takdirde barınma sorununun sosyal ve insani boyutlarının kontrolden çıkması, toplumsal bir yaraya, giderek patlamaya dönüşmesi riski söz konusudur. 

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) şubat toplantısında politika faizini 50 puan daha düşürerek yüzde 8,5’a indirdi. Merkez Bankası’nın faiz kararları piyasa ve banka faizleri üzerindeki etkisini tümüyle yitirdi!

MB-PPK (Merkez Bankası Para Politikası Kurulu) yılın ikinci faiz kararında, politika faizini 50 puan daha indirerek yüzde 9’dan, 8,5’a düşürdü. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2022 yılının ‘tek haneli faizle kapatılacağını’ açıklamasından sonra geçen yıl politika faizini yüzde 9’a çekerek siyasi talimatı yerine getiren MB yönetimi, ocakta indirime ara verdi. CB Erdoğan, 1 Şubat'ta TRT'de yaptığı açıklamada ise “Dünyada faizi sürekli yükselttiler. Ben de tam aksine faizi indirmenin mücadelesini verdim. Şu anda bizde faiz yüzde 9 bunu daha da düşüreceğiz” sözleriyle Merkez Bankası’na (MB) ‘indirime devam’ talimatı verdi. MB de geçen hafta aldığı indirim kararıyla bu talimatı uygulamış oldu. 

Yarım puanlık indirime karşılık, uzun süredir para ve finans piyasaları, bankacılık sektörü üzerinde herhangi bir etkisi kalmayan politika faizi, sadece bankaların MB kaynaklarını daha ucuza kullanmalarına olanak sağlayacak.

Dövize talebi frenlemek için 2021 sonunda devreye alınan Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları gerek döviz kurunun aylardır baskılanması gerekse politika faizinin sürekli düşürülmesiyle cazibesini yitirince çözülmeye ve döviz mevduatına dönüş başladı. Bu kez MB daha önce KKM hesapları için kur farkı yanında politika faizinin azami 3 puan üzerinde faiz verilmesi sınırını kaldırmak, KKM hesaplarına ödenecek faizi bankaların inisiyatifine bırakmak zorunda kaldı. Bu adım atılmasaydı KKM hesap sahipleri aylardır aynı düzeydeki döviz kurlarından bir kazanç elde edemedikleri gibi yüzde 11,5 faizle yetinmektense dövize dönmeye hız verecekti.

MB kendi politika faizini düşürerek bankaları yüzde 8,5 faizle fonlarken, bankaların gerek TL mevduatına gerekse KKM mevduatındaki faiz sınırını kaldırınca, bankalar kendi içinde rekabete geçti ve KKM faizi yüzde 20-30 arasına yükseldi. Dolayısıyla MB faizinin piyasa gerçeğiyle bağı koptu.  

Karar sonrası yapılan açıklamada depremin ekonomik yansıması konusundaki değerlendirmeler ise gerçeklikten kopuşun bir başka boyutu. Açıklamada; “Depremin üretim, tüketim, istihdam ve beklentiler üzerindeki etkileri kapsamlı bir şekilde değerlendirilmektedir. Depremin yakın vadede ekonomik aktiviteyi etkilemesi beklenmekle birlikte orta vadede Türkiye ekonomisinin performansı üzerinde kalıcı bir etkide bulunmayacağı öngörülmektedir” denildi. Bu, para ve faiz politikalarında ekonomik bilimsellikten kopmanın, ülke ve hayatın gerçeklerinden uzaklaşmanın ifadesidir!

İktidar kontrolündeki medyada nasıl ki ‘deprem bölgesinde hayatın normale dönmeye başladığı, dağıtılan antreli, 2 odalı, mutfaklı çadırların evlerden daha lüks olduğu’ şeklinde algısal yayınlar yapılıyorsa, muhtemelen MB yönetimi de gerek kampanyaya geçen yıl kârından hazineye aktarması gereken 30 milyar TL’yi bağışlayarak gerekse ‘deprem ekonomik performansı etkilemeyecek’ diyerek, iktidarın talimatlarını yerine getiriyor.

Deprem felaketi sonrasında bu yılın büyüme hızı yüzde 1-2,5 arasına gerileyebilir, giderek eksi büyüme yaşanabilir. 11 ili kapsayan depremin ekonomik maliyeti milli gelirde yüzde 5 ile yüzde 10 arasında bir kayba yol açabilir. Bu da en az 85 milyar dolara karşılık geliyor!

6 Şubat depreminin ülke ekonomisinde, büyüme, üretim, istihdam ve ihracatta ciddi kayıplara yol açacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Deprem illerinde yıkık ve yıkılacak bina sayısı 164 bin 321 olarak açıklandı. Bu binalardaki ‘bağımsız birim-daire-işyeri’ sayısı ise yaklaşık 800-850 bin. 2023 yılı konut birim maliyetleri ve Mühendislik-Mimarlık Hizmet bedelleri tarifesinde, binanın kat sayısına göre değişmek kaydıyla metrekare birim maliyeti 4.600-10.650 TL arasında değişiyor.  

İlgili meslek odaları, müteahhitlik örgütlerinin açıklamalarına ve bazı yabancı yatırım bankalarının ilk hesaplamalarına bakılırsa sadece doğrudan konut inşa maliyeti 45-46 milyar dolar. TÜSİAD ve TUSKON tarafından 1999 Marmara Depremindeki maliyetler güncellenerek yapılan hesaplamalar ve hazırlanan ekonomik maliyet tahminlerinde ise 6 Şubat Depremi’nin konut, inşaat, altyapı, üretim ve istihdam kaybı, sosyal destek ve yardımlarla birlikte toplam ekonomiye maliyetinin 85 milyar doları bulacağı öngörülüyor. 

Bu tutar aynı zamanda TÜİK’in üçüncü çeyrek itibarıyla 850 milyar dolar olarak açıkladığı 2022 yılı Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYH) yüzde 10’una karşılık geliyor. 

Diğer deyişle sadece konut, inşaat, altyapı hasarı vb. kayıplar üzerinden bir maliyet hesabı yapıldığında GSYH’nin yüzde 5’i (40-45 milyar dolar), tüm alanlardaki ekonomik, sosyal, insani kayıplar ve dolaylı yansımaları da göz önünde tutulduğunda GSYH’nin yüzde 10’u düzeyinde (85 milyar dolar) bir kayıp ilk anda karşımıza çıkıyor. İnsani kayıpların telafisi mümkün olmasa da maddi ve ekonomik kayıpların bir şekilde karşılanması, giderilmesi olanaklı. Bunun için de kapsamlı bir şekilde, öncelikle barınma sorununun çözülmesi başta olmak üzere parasal kaynakları ve takvimi belirlenmiş, tutarlı ve akılcı bir planlamayla çözüme gidilmesi gerek. Deprem felaketinin ekonomik büyümeyi olumsuz etkilemesi kaçınılmaz. Nitekim 1999 depreminden sonra izleyen iki-üç yılda negatif büyüme, ağır işsizlik ve ekonomik kriz tablosu yaşandı. Bunu 2001’deki bankacılık ve finansal kriz izledi. Kapsamlı bir şekilde hazırlanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı ve yapısal reformlarla hızla toparlanma sürecine girilmesine karşın erken seçim kararı ile iktidar değişikliği yaşandı. Şimdi de bir seçime gidilirken, depremin yarattığı ekonomik kayıpların büyümeyi aşağı çekmesi, yüzde 5 olarak hedeflenen 2023 büyüme hedefinin yüzde 1-2 düzeyine inmesi, hatta eksi büyüme yaşanması söz konusu. 

TÜİK’in bu hafta açıklayacağı 2022 yıllık büyümesi yüzde 5-6 arasında bekleniyor. Deprem kayıpları 2023 büyümesini negatif etkileyecektir. İktidarın hızla konut inşaatlarına başlama planının nedeni, deprem algısını değiştirmek ve bu sayede ekonomik canlanma, büyüme, istihdam yaratarak ekonomideki iyice ağırlaşacak tabloyu SEÇİME KADAR gizlemektir!

İnsani ve maddi kayıpların ulaştığı olağanüstü boyutların yanı sıra deprem illerinde tarım ve hayvancılığın ağır hasar aldığı, telef olan besilik ve süt hayvanlarının kaybının ivedilikle tespit edilerek nakdi desteklerin devreye girmesi gerekiyor. Kırsal alandaki yıkımlar ve yaşanan göçler sonrası ekili arazilerde, bakım, sulama, ilaçlama süreçleri durdu. Ortaya çıkabilecek büyük üretim açığının telafisinde geç kalınmamalıdır!

Afet bölgesi ilan edilen 11 ilin merkezlerindeki yıkım ağırlıkla gündeme gelmesine karşılık, bu illerin kırsal bölgelerinde, tarımsal-hayvansal üretim yapılan yerleşimlerde yaşanan kayıplar şu ana kadar geri planda kaldı. Halen pek çok kırsal yerleşim yerine yardım ve destek gitmediği, hasar tespiti yapılmadığı, insanların yanı sıra enkaz altında kalan, telef olan canlı hayvan sayısı, ekili arazilerdeki kayıplar bilinmiyor. Ülkemizdeki canlı hayvan varlığının yüzde 20’sinin deprem illerindeki kırsal alanlarda olduğu biliniyor. Burada yaşanan kayıpların et ve süt ürünleri üretiminde yaratacağı açıklar fiyat artışlarına neden olacağı gibi, kayba uğrayan besicilerin de acil desteğe ihtiyacı var.

Tarımsal üretimdeki payı yüzde 16-18 arasında olan deprem bölgesi kırsalında binlerce hektar ekili arazi, deprem sonrasında hasara uğradı. Göçler, yıkım ve barınma sorunu nedeniyle bu ekili arazilerde mevsimsel olarak yapılması gereken ekim, dikim, bakım, sulama, ilaçlama, arazilerin sürülmesi, tohum serpme faaliyetleri de durdu.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) ve TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası bölgedeki tarımsal-hayvansal kayıplara, üretici ve besicilere acilen destek ve müdahale için ortak çağrıda bulundular. İktidarın Ziraat Katılım Bankası’ndan bölgedeki mağdur üretici-besicilere düşük katılım payı bedeliyle tarımsal finansman sağlaması kararı, Ziraat Bankası’nın düşük faizli kredi, kredi borçlarını erteleme vb. kararları bir yanıyla olumlu olsa da asıl yapılması gereken doğrudan ve acilen nakit desteği verilmesidir. 

TZOB, ZMO ve TZD hayvan kayıplarının, yıkılan ahır ve kümeslerin hasar tespitine hız verilmesini, hayvanların barınabilmesine yönelik çadırların temin edilmesini, yem ihtiyacının uzun süreli ve karşılıksız sağlanmasını, yaralı hayvanların tedavisine ücretsiz ilaç ve veteriner desteği verilmesini talep ediyor. Kırsal bölgelerdeki hasar ve ulaşım sorunları nedeniyle süt hayvanlarından sağılan sütlerin bozulmadan toplanması, işleme merkezlerine ulaştırılması önemli sorunlardan birisi. Hasar gören sulama altyapısının hızla onarılması, tarımsal sulamanın sağlanması, tonlarca ürünün tarlalarda heba olmasının önlenmesi hayati. Tarım alanlarında oluşan fay kırıklarının, riskli alanların saptanarak, üreticinin can güvenliği ve üretimin devamının sağlanması gerek. 

Böyle bir felaket ortamında düşük faizli finansman, kredi borcuna 3-6 ay erteleme çözüm değildir. Afet bölgesindeki üreticilerin borçları, faizleri silinmelidir. Sağlanacak krediler karşılıksız ve geri ödemesiz ‘nakdi destek’ olarak yapılmalıdır. Bu halde bile üreticiye, besiciye sağlanacak kaynağa düşük de olsa faiz işletmek, ertelenen kredi borcunun faizini talep etmek destek değildir. Hızla beton döküp inşaata yönelmeden önce üretim ve gıda açığını azaltmaya, felaketin beslenme kaynaklı olumsuz etkilerini azaltmaya gayret edilmelidir.

Askıya alınan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine dönük üçlü müzakereler, yeniden başlıyor. ABD’nin 100 milyon dolarlık yeni bir deprem yardımı ve AB’nin 16 Mart’ta düzenleyeceği uluslararası bağışçılar konferansının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tavır değişikliğinde etkili olduğu söylenebilir.

Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerginlikler, diğer bazı ülkelerle olduğu gibi deprem felaketi sonrasında yumuşama sürecine girdi. ABD’nin ilk anda açıkladığı 80 milyon dolarlık yardımın ardından geçen hafta Türkiye’ye gelen ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken 100 milyon dolarlık yeni bir deprem yardımının daha sağlanacağını açıkladı. Geçen hafta Ankara’yı ziyaret eden AB komisyonu Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varhelyi de Türkiye’ye deprem yardımı için 16 Mart’ta AB komisyonu ve AB Dönem Başkanı İsveç’in öncülüğünde Uluslararası Bağışçılar Konferansı düzenleneceğini, Türkiye’ye desteği sürdüreceklerini dile getirdi. Daha önce de NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Ankara’ya gelerek NATO’nun desteğini iletmiş, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğinin onaylanmasını istemişti.  Anthony Blinken’ın ziyaretinde İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurusu konusunda, İsveç-Türkiye arasındaki gerginliğin giderilmesi için ABD’nin talepte bulunması, iktidarın üçlü müzakerelere yeniden başlamasını istemesi bekleniyordu. 

İsveç’te Kur’an yakma eylemi, PKK gösterilerinin engellenmemesi, iadesi istenen bazı kişiler için İsveç yargısının ret kararı vermesi üzerine CB Erdoğan İsveç’in üyeliğine bu aşamada onay vermeyeceklerini belirterek, üçlü mutabakat müzakerelerinin askıya alındığını açıklamıştı.

Geçen hafta peş peşe gerçekleşen ABD ve AB temsilcilerinin ziyaretleri sonrasında CB Erdoğan’ın İsveç’e yönelik vetoyu kaldırmaya, müzakereleri yeniden başlatmaya ‘ikna edildiği’ anlaşılıyor. İktidarın tavır değişikliğinde ABD’nin 100 milyon dolarlık ilave yardım desteğini iletmesi, AB Dönem Başkanı İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’un Brüksel’de düzenlenecek bağışçılar konferansına öncülük etmesinin etkili olduğunu söylemek olanaklı. 

16 Mart’ta Brüksel’de yapılacak bağış toplantısında Türkiye ve Suriye’de deprem felaketinin yaralarının sarılması amacıyla uluslararası kuruluşlardan, bankalardan, dünya ülkelerinden, AB üyelerinden, ABD’den ciddi tutarlarda parasal destek sağlanması bekleniyor.

Bu süreçte CB Erdoğan’ın da AB Dönem Başkanı İsveç’i dışlama ve üçlü mutabakat müzakerelerini belirsiz süreyle askıya alma tavrından vazgeçmesi, Türkiye-AB ilişkilerindeki gerilimin azaltılması, Türkiye-NATO iş birliğinin güçlendirilmesi yönünde tutum değişikliğini yansıtıyor.

Rusya ile en uzun kara sınırlarından birisine sahip Finlandiya’nın, yanı sıra İsveç’in NATO üyesi olması Rusya’yı doğrudan NATO ile sınır komşusu haline getirecek. Rusya, Ukrayna’nın NATO ve AB üyeliğine NATO’nun doğuya doğru genişlemesini güvenlik tehdidi olarak gördüğü için karşı çıkıyordu ve Ukrayna savaşının temel nedenlerinden birisi de buydu. İktidarın AB ve ABD ile ilişkileri yumuşatma yanında, depreme dönük yüksek tutardaki parasal destek vaatlerini de dikkate alarak yeni bir tavra yöneldiği gözleniyor. Rusya’nın iktidarın bu tavrına tepki göstermeyeceği anlaşılıyor.

Rusya-Ukrayna savaşı 24 Şubat’ta bir yılı geride bıraktı ve her iki taraf savaşı sürdürmekte kararlı olduklarını yineledi. Putin, örtülü şekilde gerekirse nükleer silah tehdidinde bulunurken, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy 2023’ün zafer yılı olacağını savundu. ABD Başkanı Biden’ın beklenmedik Kiev ziyareti ardından Çin’in 12 maddelik bir barış planı için Avrupa ülkelerine diplomasi girişimi başlatması önemli bir adımdır.

Ukrayna’nın doğusundaki, Donetsk ve Luhansk bölgelerinin bağımsızlık ilanı ve Rusya’ya katılma kararı almalarıyla, Ukrayna’yı işgale başlayan Rusya, kısa sürede başkent Kiev’e girmeyi hedeflese de başarılı olamadı. Ukrayna özellikle başta ABD olmak üzere, Almanya, İngiltere, Fransa, Polonya gibi AB ve NATO üyesi ülkelerin para ve silah desteğiyle Rusya’nın ilerlemesini durdurdu.

ABD’nin Ukrayna’ya sağladığı askeri ve mali destek 120 milyar dolara ulaşırken, 2023 bütçesinde Ukrayna’ya 48 milyar dolar ayrıldı. Ayrıca ABD ve Almanya Ukrayna’ya tank sevkiyatı kararı aldı. ABD Başkanı Biden’ın yıldönümü öncesi Kiev’e sürpriz bir ziyaret yapması, Zelenskiy’e mali ve askeri desteği sürdürme sözü vermesi, batılı ülkeler ve NATO’nun savaşın devamına katkı vereceğini gösteriyor.

Rusya Devlet Başkanı Putin, bir kez daha batılı ülkelerin Minsk anlaşmasına uymadıklarını, kendilerine verilen ‘NATO’nun doğuya genişlemeyeceği’ sözünün tutulmadığını, ülkesinin güvenlik kaygılarının ciddiye alınmadığını söyledi. Kesinlikle geri adım atmayacaklarını vurgulayan Putin gerekirse nükleer silah kullanabileceklerini ifade etti. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise Biden’dan ABD ve AB’nin desteğinin artarak sürmesini istedi. 2022’de ülkelerini savunduklarını, 2023’te ise zafere ulaşacaklarını öne sürdü. Her iki ülkenin de ağır ekonomik, askeri ve insani kayıplara uğradığı savaşın yakın gelecekte bitmesi güç görünüyor. Savaşın yıldönümünde Birleşmiş Milletler (BM) genel kurulunda kabul edilen ve Türkiye’nin de olumlu oy verdiği kararda Rusya’ya ateşkes ve Ukrayna’nın egemenliğine, toprak bütünlüğüne saygı, Ukrayna’dan çekilme çağrısı yapıldı.

Savaşın yıldönümünde şaşırtıcı hamle Çin’den geldi. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 12 maddelik barış planı, Çin’in en üst düzey diplomatı Wang Yi tarafından Rusya Devlet Başkanı Putin ve Almanya, Fransa, Macaristan, İtalya, Avusturya hükümetlerine iletildi. Plan ana hatlarıyla ‘Ukrayna’nın egemenliğine saygı, Rusya’nın güvenlik kaygılarının kabul edilerek çıkarlarının korunması, ABD-AB’nin yaptırımlarının kaldırılmasını’ içeriyor. Putin, plana olumlu karşılık verdi. Zelenskiy, Çin Devlet Başkanı Şi ile görüşmek istediğini açıkladı. Wang Yi’nin ziyaret ettiği Avrupalı ülkelerin liderleri, Rusya’ya karşı nispeten ılımlı tavır sergileyen ülkeler olması, Çin’in diplomatik hamlesinin hedefi açısından dikkat çekici. Çin, bu ülkelere, şu mesajı veriyor: Rusya ve Çin’in Avrupa ile sorunu yok. ABD ile sorunları var. Avrupa ile sorunları barışçı müzakereyle çözebiliriz. ABD’nin savaşçı ve küresel hegemonyayı hedefleyen, Avrupa’yı da peşinden sürükleyen tavrını görmeniz gerek. Bu Avrupa’nın çıkarına değil. 

ABD, plana tepki gösterirken Çin ve İran’ı Rusya’ya silah desteği konusunda uyarıp, yaptırımla tehdit etti. Avrupalılardan da planı dikkate almamalarını istedi. Bu açıdan

Çin Barış Planı’nın hayata geçme şansı oldukça zayıf bir ihtimal olarak görülüyor.

Yorumlar (1)
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Galatasaray 32 87
2. Fenerbahçe 32 85
3. Trabzonspor 32 52
4. Beşiktaş 32 48
5. Rizespor 32 48
6. Başakşehir 32 46
7. Kasımpasa 32 46
8. Sivasspor 32 44
9. Antalyaspor 32 42
10. Alanyaspor 32 42
11. A.Demirspor 32 40
12. Samsunspor 32 38
13. Ankaragücü 32 37
14. Kayserispor 32 37
15. Konyaspor 32 36
16. Hatayspor 32 33
17. Gaziantep FK 32 31
18. Karagümrük 32 30
19. Pendikspor 32 30
20. İstanbulspor 32 16
Takımlar O P
1. Eyüpspor 30 68
2. Göztepe 30 60
3. Kocaelispor 30 52
4. Ahlatçı Çorum FK 30 52
5. Sakaryaspor 30 51
6. Bodrumspor 30 49
7. Boluspor 30 46
8. Bandırmaspor 30 46
9. Gençlerbirliği 30 44
10. Erzurumspor 30 41
11. Keçiörengücü 30 36
12. Şanlıurfaspor 30 34
13. Ümraniye 30 34
14. Manisa FK 30 33
15. Tuzlaspor 30 32
16. Adanaspor 30 32
17. Altay 30 15
18. Giresunspor 30 7
Takımlar O P
1. M.City 32 73
2. Arsenal 32 71
3. Liverpool 32 71
4. Aston Villa 33 63
5. Tottenham 32 60
6. Newcastle 32 50
7. M. United 32 50
8. West Ham United 33 48
9. Chelsea 31 47
10. Brighton 32 44
11. Wolves 32 43
12. Fulham 33 42
13. Bournemouth 32 42
14. Crystal Palace 32 33
15. Brentford 33 32
16. Everton 32 27
17. Nottingham Forest 33 26
18. Luton Town 33 25
19. Burnley 33 20
20. Sheffield United 32 16
Takımlar O P
1. Real Madrid 31 78
2. Barcelona 31 70
3. Girona 31 65
4. Atletico Madrid 31 61
5. Athletic Bilbao 31 57
6. Real Sociedad 31 50
7. Valencia 31 47
8. Real Betis 31 45
9. Villarreal 31 39
10. Getafe 31 39
11. Osasuna 31 39
12. Las Palmas 31 37
13. Sevilla 31 34
14. Deportivo Alaves 31 32
15. Mallorca 31 31
16. Rayo Vallecano 31 31
17. Celta Vigo 31 28
18. Cadiz 31 25
19. Granada 31 17
20. Almeria 31 14