GENEL DEĞERLENDİRME
Yeni yıl olarak 2026 Trump’lı ABD’nin Venezuela’ya dönük barbarlık, korsanlık, ilkel sömürgecilik, haydutluk şeklinde saldırganlığı ile başladı. Dolayısıyla yazı dış gelişmeler ve özellikle de Venezuela üzerine değerlendirme üzerine şekillenecek. Önceki yazılarımızda dış gelişmeler üzerinde değerlendirme yaparken özellikle ABD’de deki dönemsel ve güncel gelişmeler üzerine yaptığımız değerlendirmeler bugünü ve Venezuela’yı anlamak ve kavramak için önemli olmuştur. Ayrıca yine önceki yazılarımızda ikinci dönem Trump’lı ABD ile birlikte anti-emperyalist mücadelenin küresel çapta yükseleceğini belirtmiştik gelinen noktada özellikle Venezuela’daki gelişmeler üzerine bu durum daha da belirgin hale gelmiştir.
Elbette küresel kapitalizm-emperyalizmin gelinen aşamada konumu ve durumunu bütünsel ve arka plan saiklerle değerlendirmek için temel olan bazı konuları ele almak gerekmektedir. Geride bıraktığımız 2025, İkinci Dünya Savaşından bu yana savaş ve çatışmaların zirve yaptığı bir yıl olarak tarihe yazıldı. Yapılan önemli istatistiklere bakıldığında 1946’dan 2024’e kadar dünya çapında yaşanan savaş, iç savaş ve devletlerarası iç çatışmalara bakıldığında 1973’te dünya genelinde 25 olan savaş ve çatışma sayısı 1988’de 38’e çıkarken 1991’de 53 ile dönemin zirvesini yapıyor. Dolayısıyla 2025’te toplam 31 ülkede çıkan, 35’i savaş, 54’ü sınırlı savaş olarak sınıflandırılan 89 savaş sürüyor. Ayrıca içinde sınıf savaşlarının da yer aldığı “siyasi çatışma” sayısı kayıtlara geçirilmiş ve bununla birlikte geride bıraktığımız yıl içinde küresel çatışmaların sayısının 1450 ile rekor düzeye ulaştığı tespit edilmiştir.
1450’nin içinde örneğin Fransa’da hükümete karşı gerçekleşen grevler gibi, özünde sınıf savaşının parçası olan siyasi çatışmalar dahil edilmiş. Ki bu, günümüzdeki savaşların sadece Ukrayna, Gazze, İran gibi büyük savaşlardan ibaret olmadığını gösteriyor, kendi içinde egemen olana karşı bir savaşımı barındırıyor. Ayrıca savaş haline dönüşmemiş, ancak siyasi şiddetle bağlantılı 523 şiddet içeren kriz tespit edilmiş. Sosyal temelli protesto gösterileri bu grupta yer alıyor. Fransa’nın yanı sıra Meksika, Filipinler, Sırbistan gibi ülkelerde ortaya çıkan büyük gösteriler de bu grupta yer alıyor. Yine devletlerin müdahil olduğu savaşların yarısı Burkina Faso, Nijerya ve Somali gibi Sahraaltı Afrika ülkelerinde yaşandı. Sudan’da iki yıl önce başlayan çatışmalarda en az 125 bin kişi hayatını kaybetti.
Yine dönemsel ve güncelliği de kapsayan kapitalizm-emperyalizmin yeni yönelimi önemini koruyor. Lenin’in kapitalizmin en yüksek aşaması olarak tanımladığı ve 5 maddede topladığı emperyalizm muhteva olarak bugünü de kapsamaktadır. Lenin’in özel mülkiyet ( kapitalizmde özel ve devlet mülkiyeti olarak kapitalist mülkiyet) var olduğu müddetçe savaşların ortadan kalmayacağı tespiti bir kehanet değil yaşanan somut bir gerçekliktir. Bu noktada küresel hegemon gücü aşınan ABD kanlı saldırganlığına devam ediyor. Latin Amerika’da klasik müdahaleciliğine dönme emareleri gösteren ABD, Hint-pasifikten Orta Asya’ya, Ortadoğu’dan Güneydoğu Avrupa’ya dört bir koldan saldırı halinde.
ABD’nin yakın dönem olarak tarihsel serüvenine baktığımızda, ABD 1948’lerde dünya ekonomisinin yüzde 50’sini karşılıyordu. Bu tarihlerde dünya nüfusunun yalnızca % 6,3’ünü oluşturan ABD’nin dünya zenginliğinin yarısına sahip olması kendisine muazzam bir üstünlük sağlıyordu. Nükleer silah kullanan tek güç olarak askeri, politik, ekonomik “kudretinin” etkisiyle savaş sonrası uluslararası düzeni şekillendirdi. Amerikan egemenliği 70’lerdeki türbülansa rağmen kesintisiz bir şekilde günümüze kadar geldi. Soğuk savaştan “muzaffer” çıkmanın da etkisiyle 90’lardan 2010’lara kadar “tek kutuplu” dünyanın jandarmalığına soyundu.
Ancak ABD’nin kapitalist küresel “altın çağının” da elbette bir raf ömrü vardı, öyle de oldu. Kapitalizmin 2008’deki yapısal krizi, Çin gibi aktörlerin yükselişi, Rusya’nın ve de “küresel güneyin” ayağa kalkması gibi etkenler nedeniyle ABD egemenliği türbülansa girdi. ABD bugün dünya ekonomisinin ancak yüzde 16-18’ine hakim. Buna mukabil Çin, büyük bir hızla yükseliyor. Çin GSYİH açısından ABD’den sonra ikinci sırada ve hatta satın alma gücü açısından ABD’yi geride bırakarak en büyük ekonomi oldu. Dolayısıyla ABD’nin öncülüğündeki kapitalist küreselleşme sendeliyor. ABD gerileyen, daha doğrusu aşınan, ekonomik gücüyle birlikte hegemonik krizle karşı karşıya.
Bu noktada ekonomik rekabet gücü azaldıkça, ABD lider konumunu korumak için giderek artan bir şekilde askeri hamlelere kalkışıyor. Rusya ile girişilen Ukrayna savaşı bu iklimin eseriydi. Ayrıca Ortadoğu’daki çatışmalar, müdahalelerde. Ortadoğu’da istenilen dönüşüm beklenilen hızda ilerlemese de Çin, Rusya ve İran’a karşı bölgede üstünlük sağladı. Günün tabiriyle geniş Ortadoğu pazarına çöktü. Yine Gazze planı devreye sokulurken Suriye’nin, Filistin’in ABD-İsrail ekseninde şekillendirilmesi için tüm mekanizmalar devrede.
Konumuzun bağlantısı anlamında, Amerikan kapitalizm-emperyalizminin güncel hedeflerinden biriside Latin Amerika olmuştur. Son dönemlerde büyük bir yığınak yapılmaya “arka bahçede” yeni senaryolar çizilmeye başlandı. Uyuşturucuyla mücadele adı altında Karayipler’e konumlanan ABD, Venezuela ve hatta Kolombiya’ya müdahalenin sinyallerini veriyor. 1989’da Panama’da gerçekleştirilen müdahalenin yeni sürümü Maduro’ya karşı piyasaya sürülmeye çalışılıyor. Trump’ın ticaret savaşlarını başlatması, dünyanın dört bir tarafındaki nadir toprak elementlerini birer birer gasp etmesi hepsi bu ekonomik gücün yeniden ele geçirilmesiyle ilgili. Kapitalist rekabet artık paylaşılan toprakların yeniden paylaşılmasına kadar dayandı. Grönland’ın, Kanada’nın, Panama Kanalı’nın istenmesi bu nedenle tesadüf değil.
Yine Trump’lı ABD’nin fiilen Venezuela’ya saldırıp Cumhurbaşkanı ve eşini ABD’ye kaçırmasının öncesi gelişmeler bu haydutça saldırının işaretlerini vermektedir. ABD’nin dönemsel olarak güncellediği doktrinlerden “önleyici vuruş” doktrini bugün bu doktrine bağlı olarak Trump’la birlikte “güçle gelen barış” doktrini olarak şekillenmiştir. Trump yönetimi tarafından yeni yayımlanan ulusal güvenlik strateji belgesi “ ABD hem Rusya hem Çin ile aynı anda baş edilebilir mi sorusuna hala aynı strateji cevap veriyor, “ Çin’le daha iyi baş edebilmek için Rusya ile barış yapılabilir”. Bu yaklaşımla bağlantılı olarak belge Amerikan şirketlerinin kârlarından, bölgesel yatırımlardan, stratejik kaynaklara erişimden, yapay zeka, kuantum bilgisarayları ve daha güçlü bir askeri ve genel endüstriyel üretim/ imalat kapasite ve altyapısından bahsediyor. Çünkü son ticaret ve gümrük savaşlarında ABD’de Çin’e karşı istediğini alamadı.
Trump yönetiminin strateji belgesinin bazı ana hatlarını geçtiğimiz günlerde Venezuela açıklarında konuşlanmış ABD donanmasının Venezuela’dan Küba’ya petrol taşıyan bir tanker gemisine askeri operasyonla düzenleyip petrole de el koyması oldukça iyi özetliyor. ABD Güney Amerika’da askeri varlığını artıracak, Çin’in Latin Amerika’da ki ticaretten diplomasiye ve askeri eğitime giderek artan etkisine karşı koymak için başta Venezuela ve Küba olmak üzere bölgedeki diğer ülkeler zorla, bombalarla, rejim değişiklikleriyle ya da şantaj, ikili antlaşmalar ve kuklalar aracılığı ile ABD etkisine çekilmeye çalışılacaktır. Ve bu ülkelerdeki stratejik kaynaklar yağmalanacak, ABD’nin bizzat kendi yarattığı uyuşturucu ticareti ve kitlesel göç meseleleri bu süreçte hem içerde milliyetçiliği kaşıyacaktır. Trump yönetiminin politikalarına destek yaratmada hem de Latin Amerika ülkeleriyle tüm görüşmelerde bir koz olarak kullanılacaktır. Venezuela’nın Küba’ya giden petrol tankerinin kaçırılması ve içindeki petrolün ABD ordusu tarafından çalınması sonrası Trump açıkça Kolombiya Başkanı Gustavo Petro için “( Maduro’dan sonra )sıra kendisine gelecek” dedi.
Yine Trump’lı ABD’nin Avrupa ile ilişkisi de önemini korumakta ve belirsizlikler ve kırılganlıklar üretmektedir. ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, bu belirsizlikleri ve kırılganlığı ifade eden önemli bir metin olmuştur. Söz konusu strateji, Avrupa’yı hala bir müttefik olarak tanımlamakta birlikte, onun giderek daha fazla “yük paylaşımı sorunu” ve “içsel zayıflıklar” çerçevesinde ele alıyor. Bu yaklaşımın Avrupa açısından asıl dikkat edilmesi gereken boyutu, askeri ya da diplomatik olmaktan çok siyasal ve ideolojik etkileridir. ABD’nin Avrupa’ya yönelik eleştirel dilinin, Avrupa Birliği (AB ) içinde zaten yükselişte olan sağ/ faşizan ve radikal unsurlar için dolaylı bir meşruiyet zemini yarattığı göze çarpıyor.
Bu noktada Strateji Belgesi Avrupa’daki bu radikal sağcı/ faşizan oluşumlara göz kırpmaktadır.” Amerikan diplomasisi, gerçek demokrasi, ifade özgürlüğü ve Avrupa uluslarının bireysel karakter ve tarihlerinin utanmadan kutlanmasını savunmaya devam etmelidir. Amerika, Avrupa’daki siyasi müttefiklerini bu ruhun yeniden canlanması noktasında teşvik etmektedir ve vatansever Avrupa partilerinin artan etkisi gerçekten de büyük bir iyimserlik için iyi bir neden teşkil etmektedir.” Bu anlamda AB’nin tutumu önemli hale gelmektedir. AB, transatlantik ilişkilerde gerilimleri tırmandırmamak adına ABD’den gelen eleştirilere sınırlı ve kontrollü tepkiler vermeyi tercih ediyor. Bu tercih, kısa vadede diplomatik istikrar sağlayabilir. Ancak uzun vadede, AB ölçeğinde ana akım siyasetin iyice gözden düşmesini besleyebilir ve radikal sağın “alternatif” olarak sunulmasına zemin hazırlayabilir.
Sonuç olarak, Trump iktidarı ve ABD’nin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi şüphesiz Avrupa için kaçınılmaz bir yön çizmez ancak önemli bir yönlendirici etki yaratma potansiyeline sahiptir. Ancak AB’nin bu süreçte alacağı pozisyon, yalnızca dış politika tercihleri ile ilgili olmayacaktır. Söz konusu olan daha ziyade nasıl bir Avrupa sorusuna verilecek yanıttır. Eğer Avrupa, bu belirsizlikler karşısında daha net bir duruş geliştiremezse, bugün bile artık marjinal olarak değerlendirilemeyecek olan bazı siyasal eğilimlerin yarın ana akım haline gelmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Başka bir manipülasyon durumunu da yine Trump’lı ABD gündemine almış durumdadır. Batı siyasetinde anti-komünist söylemin yeniden öne çıkması, ekonomik eşitsizliğin derinleşmesiyle genişleyen sosyalist hattı ve sistem dışı arayışları baskılamayı hedefleyen bir strateji olarak biçimleniyor. Polonya Komünist Partisi’nin kapatılma girişimi, Trump’ın anti-komünizm haftası, Birleşik Krallik’ta Filistin Eylem Grubu’nun terör listesine alınması, sol siyasetin ve toplumsal muhalefeti güvenlik tehdidi olarak tanımlayan bu yeni dilin kimi kurumsal dışavurumları oluşturuyor. Trump imzasıyla Beyaz Saray’dan yayımlanan bildiriyle2-8 Kasım haftası “ Anti-Komünizm Haftası” ilan edildi. Bildiride yer alan ifadeler, sadece geçmişe yönelik bir kınama değil, bugünün siyasal aktörlerine yönelik bir mücadele ilanı niteliğindeydi. “ Komünizm yıkımdan başka bir şey getirmedi”, “ “Komünizm kölelikten başka bir şey değildir.”
Yine Eylülde yayımlanan “ Yurtiçi terörizm ve Organize Siyasi Şiddetle Mücadele” başlıklı bildiri ise resmin diğer parçasını oluşturuyor. Burada “anti-faşizm” bir yalan olarak sunulurken, “ anti- Amerikancılık, anti-kapitalizm ve anti-Hristiyanlık” gibi başlıklar doğrudan hedef haline getiriliyor. Böylece geçmişin ideolojik düşman anlatısı, bugünün kavramlarına tercüme edilerek toplumsal muhalefet alanını ve sınıfsal talepleri kriminalleştirecek yeni bir idari zemin kuruyordu.
Sonuçta ABD’nin Venezuela saldırısının ve kuşatmasının bir tesadüf tepki değil uzun bir hazırlık ve plan gereği yapıldığı açıktır. Yukarıdaki genel hatlarıyla değerlendirme bu durumun arka plan saikleri ve öncesi gelişmeleri açık ve net olarak ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bu değerlendirmenin referansıyla ve Devrimci Marksist perspektifle ABD’nin Venezuela’ya dönük saldırı ve işgal girişiminin somut ve güncel gelişmelerinin değerlendirilmesiyle devam ediyoruz.
İktidar olmasının üzerinden bir yıl geçmeden “ sekiz savaş bitirdiğini “ iddia eden ve bu yüzden Nobel Barış Ödülü’nün verilmesini bekleyen Trump, barış üzerine söylediklerinin mürekkebi kurumadan Venezuela’ya yönelik bir askeri saldırıyla Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilio Flores’i ABD’ye kaçırdı. ( Bu noktada Venezuela içinde ABD’ye bilgi, istihbarat aktaran işbirlikçiler olduğu ve sistemin de buna açık olduğu da görülmelidir ) Trump ve diğer ABD’li yetkililer Maduro ve eşinin Venezuela devlet başkanı değil “ Narko-terör çetesinin liderleri olarak, narko-terörizm suçlamasıyla” yargılanacağını iddia ediyorlar. Trump ve avanesi aylardır ağızlarını açtıkça narkoterörizmden bahsediyor ve ABD’li gençlerin uyuşturucu ile zehirlenmesiyle ilgili dramatik konuşmalar yapıyorlar. Ama daha 2025’in aralık ayının başında Trump yönetiminin hazırlatıp ilan ettiği ABD Ulusal Güvenlik Stratejik Belgesinde aslında Venezuela’nın neden hedefe konduğunu ve Maduro’nun kaçırıldığını yazmışlar.
Bildirge de, “ Kuzey, Orta ve Güney Amerika’daki ABD hegemonyasının yeniden tesis edilmesine anavatan güvenliğinin sağlanmasına öncelik verilmesini istiyor” Özetle “Amerika Amerikalılarındır” mesajı veren Monreo Doktrinine ağırlık verilerek, 1- “ Barışı güç yoluyla sürdürmek” için savunma harcamalarının artırılması ve askeri yeteneklerin modernize edilmesine ağırlık verilmesi isteniyor, 2-NATO müttefiklerinin savunma harcamalarının GSYİH’nin yüzde 5’ine çıkarmalarında ısrar edilmesi isteniyor 3-Çin’in küresel ticareti çarpıtma ve ekonomik baskın girişimlerinin tehdit olarak tanımlanması isteniyor 4-Batı yarımkürede göçün durdurulması, uyuşturucu kaçakçılığı ve “narko- terörizmle” mücadele için daha büyük bir askeri varlık bulundurulmasına vurgular yapılıyor.
Yine Trump kendi burjuva yasalarını da dikkate almadan, kuralsızlığın adeta kural olduğu korsanlık ve haydutlukla,” Maduro’dan sonra yönetime kim gelecek” diye sorulan sorulara, “ Yerine kim gelecek diye bir sorun yok. Venezuela’yı biz yöneteceğiz. Bundan sonra petrolün sahibi biziz, biz çıkaracağız” demekle de kalmıyor, Çavez tarafından petrollerin millileştirilmesini, “ Petrolümüzü bizden çalmışlardı geri alıyoruz” da diyen Trump, “ Çin ve Rusya’da merak etmesin onlara da satacağız petrolü” diye açıklıyor planlarını. Bu durumda ABD’nin Venezuela’ya askeri saldırısına ilk ve en sert tepkilerde iktidardakilerin siyasi çizgilerine göre Kolombiya, Küba ve Brezilya’dan geldi. Arjantin’in faşist devlet başkanı Milei ise açıkça ABD saldırısına destek verdi; “ Özgürlük ilerliyor, Yaşasın özgürlük” çığlığı ile karşıladı!
Trump engelsiz ve kuralsız olarak Venezuela topraklarındaki altın, elmas ve nadir toprak elementlerine sahip olmak istemektedir. Ve elbette Venezuela saldırısı Monreo Doktrininde ifade edildiği gibi Kuzey ve Güney Amerika’daki tüm ülkelere ABD’nin çizdiği sınırlar dışına çıkmamaları için bir gözdağı, bir tehdittir! Elbette tüm dünyadaki diğer ülkelere de Trump, “ Bizim çizdiğimiz sınırları aşmayın. Aşarsanız da sonunuz Maduro gibi olur” demek istemektedir.
SONUÇ YERİNE
Yukarıda yaptığımız değerlendirmeye de baktığımızda Trump’lı ABD saldırılarına, işgallerine devam edecektir. İlkel sömürgecilik döneminin modernize hali olan bu saldırganlık kapitalizm-emperyalizmin adı konsun veya konmasın derin kriz, çöküş koşullarının varlığından kaynaklanmaktadır. Kapitalizm-emperyalizm kendi otantik, yapısal sorunlarından kaynaklı çevriminde periyodik toparlanmayı yapamaz noktada nihai krize girmiş durumdadır. Özellikle finans ağırlıklı dijital kapitalizmin modern yağma ve talan şeklindeki yükselişi bir ezber ve takıntı değil, kapitalizm-emperyalizmin var olan pazarlar için kör bir rekabeti ve yeni pazarlar noktasında kapışmasının gerçekliğidir. Bu durum kapitalizmin yeni değer, fazla değer, artı değer üretmede her geçen zaman kesitinde daha zorlandığı noktada birleştiğinde kriz daha görünür hale gelmiştir.
Ayrıca özel sermaye ile devlet aparatının arasındaki çelişkilerin giderek yükselmesi, çoklu yapısal sorunların anlık devamı noktasında koruma kalkanlarının oluşturulamaması bu kriz koşullarının çöküşe dönüşmesinin somut adı olmuştur. Yine küresel düzeyde ABD ile özellikle büyük aktörler olan Avrupa, Çin ve Rusya arasında çelişki ve rekabetin Venezuela saldırısı ile daha da yükselmesi beklenmelidir. Bu noktada ABD’nin saldırganlığının pervasız, kuralsız devamının başat nedenlerinden biride ABD’nin bu saldırganlığına karşı yükselen güç olarak Çin’in, klasik güç olarak Rusya’nın caydırıcı olamamasıdır. Bu durum kendiliğinden, tesadüfler sonucu olmamıştır. Çin ve Rusya’nın özgün kapitalist –emperyalist ülkeler olmaları gerçekliği küresel pastadan pay alma noktasında ABD ile rahatlıkla pazarlıklar sonucu anlaştıkları açıktır. Venezuela’yı adeta arka bahçeleri olarak gören Çin ve Rusya ABD’nin bu saldırganlığına dönük dağ fare doğurdu misali tepkileri adeta malumun ilanı olmuştur. Trump boşuna değil bilinçli bir şekilde,” Çin ve Rusya’da merak etmesin onlara da satacağız petrolü” rahatlıkla söylemektedir.
Yine ABD ‘nin bu saldırısının bütünsel bir arka plan gerçekliği de ABD’nin bu saldırısının ve işgalinin yalnızca petrol üzerine olmadığının görülmesidir. ABD kapitalizm –emperyalizmi kendi varlığı ve sürekliliği için dönemsel uyguladığı doktrinlerin açılımı ve somut hali özellikle dışarıya dönük olarak korku yayma olmuştur. Özellikle İkiz Kulelere saldırı ile başlayan ve “önleyici vuruş” doktrinin açılım ve somut hali korku yayma şeklinde devam etmektedir. Bu korku yayma taktiği düşünce bazında değil, fiili saldırı ve işgal olarak şekillenmiştir. Bu durum ABD’nin içerde huzur ve istikrar anlayışının da korku yaymak ile sağlanacağını göstermektedir. Devlet Başkanı olan Maduro’nun sokaklarda gezdirilerek teşhir edilmesi, 37 yaşındaki bir kadının aleni katliamı bu korku yayma taktiğinin son günlerdeki önemli örnekleri olmuştur.
Elbette ABD’nin bu korsanca, haydutça saldırganlığı ve işgaline dur demek veya caydırmak için Çin, Rusya, Venezuela’nın özgün bileşim olarak özel mülkiyeti dışlamayan devlet kapitalizmleri değil, küresel çapta tüm ülkelerdeki emekçi halkların ortak anti –kapitalist-emperyalist mücadelesi olacaktır. Yaşanmış bir gerçeklik olarak Vietnam bu anlamda önemli bir ders ve örnek olacaktır. Bu noktada yokluğu önemli bir engel varlığı ise önemli bir başarı ve kazanım olacak Komünist Enternasyonal yakıcılığını devam ettirmektedir. Eğer gelinen aşamada adına ve aslına uygun 5. Enternasyonal mevcut olsaydı doğal olarak küresel çapta işçi ve emekçilerin örgütlü gücünü göstereceği için küresel çapta yapılacak bir genel grev ABD ve diğer küresel emperyalizmin-alt-emperyalizmin saldırganlığı için ciddi ölçüde caydırıcı olacaktır. Ayrıca Komünist Enternasyonalin varlığı küresel, bölgesel ve yerel düzeydeki savaşların durdurulması ve caydırıcılığı içinde başat olacaktır.
Bu noktada hedef şaşırma ve kafa karışıklığına çözüm olarak katkı anlamında şu tespitlerle yazıyı sonlandırmak istiyoruz. Entelektüel dünyanın yetersiz ve zaaflı yapısı arka plan gerçekliğini bilmeden, önüne ne çıkarsa çıktığı andaki duruma göre değerlendirme yapıp sonuca varmak şeklinde olduğu için ezberler, mutlaklar, vulger anlayış egemen olmaktadır. Dolayısıyla “ Nikolas Madura da hak etmişti” den başlayıp, “ Chavez iyiydi ama Madura halkı bıktırdı” gibi sözler devam etmektedir. Elbette gerek Chavez ve gerekse onun devamı olan Madura’nın olumlu uygulamalarını desteklemek nasıl ki doğru bir tarz ise aynı şekilde Chavez ve Madura’yı ciddi olarak ve engelsiz eleştirmek de doğru ve gerçekçi yaklaşım olacaktır.
Devrimci Marksist perspektifle baktığımızda Venezuela’da sistemin kapitalist, devletinde burjuva olduğu bir gerçektir. Hükümetlerde olsa olsa reformist addedilebilir. Yönetim içinde eski rejimden miras kalan çevrelerin varlığı da bir gerçektir. Onlar açısından Chavisim, bir restorasyon arifesi sayılabilir. Ancak Bolivarcı sürecin ilerleyişi bu kesimleri sürekli zayıflatmaktadır. Ayrıca özellikle Chavez döneminde Venezuela’da petrol fiyatlarının düşmesi ve temel tüketim maddeleri üzerindeki özel sektör tekeli nedeniyle burjuvazinin ekonomiyi yönettiği ve hükümetin ekonomik sorunları aşamamış olmasının halk üzerinde etkisi de büyük olmuştur. Madura dönemi ise daha da geri ve despotluk noktasında yükselişte olmuştur. Elbette konumuz Maduro döneminin değerlendirmesi olmadığı için konumuz bağlamında böylece geçiyoruz. Bu noktada söylenecek olan ince tuzaklara ve manipülasyona karşı Madura’nın olumsuzluğunu öne çıkarmak istemlerden bağımsız ABD saldırganlığı ve işgallerini gölgeleyecek, doğru analiz-analitiğin yanlışlanması olacaktır.
| Takımlar | O | P |
|---|---|---|
| 1. Galatasaray | 17 | 42 |
| 2. Fenerbahçe | 17 | 39 |
| 3. Trabzonspor | 17 | 35 |
| 4. Göztepe | 17 | 32 |
| 5. Beşiktaş | 17 | 29 |
| 6. Samsunspor | 17 | 25 |
| 7. Başakşehir FK | 17 | 23 |
| 8. Kocaelispor | 17 | 23 |
| 9. Gaziantep FK | 17 | 23 |
| 10. Alanyaspor | 17 | 21 |
| 11. Gençlerbirliği | 17 | 18 |
| 12. Çaykur Rizespor | 17 | 18 |
| 13. Konyaspor | 17 | 17 |
| 14. Kasımpaşa | 17 | 15 |
| 15. Antalyaspor | 17 | 15 |
| 16. Kayserispor | 17 | 15 |
| 17. Eyüpspor | 17 | 13 |
| 18. Fatih Karagümrük | 17 | 9 |
| Takımlar | O | P |
|---|---|---|
| 1. Amed SK | 20 | 42 |
| 2. Pendikspor | 20 | 38 |
| 3. Esenler Erokspor | 20 | 37 |
| 4. Erzurumspor FK | 20 | 36 |
| 5. Bodrum FK | 20 | 33 |
| 6. Boluspor | 20 | 32 |
| 7. Çorum FK | 20 | 32 |
| 8. Iğdır FK | 20 | 30 |
| 9. Keçiörengücü | 20 | 29 |
| 10. Van Spor FK | 20 | 27 |
| 11. Bandırmaspor | 20 | 27 |
| 12. İstanbulspor | 20 | 27 |
| 13. Serik Belediyespor | 20 | 26 |
| 14. Sivasspor | 20 | 25 |
| 15. Sarıyer | 20 | 24 |
| 16. Manisa FK | 19 | 23 |
| 17. Sakaryaspor | 20 | 23 |
| 18. Ümraniyespor | 19 | 21 |
| 19. Hatayspor | 20 | 6 |
| 20. Adana Demirspor | 20 | 2 |
| Takımlar | O | P |
|---|---|---|
| 1. Arsenal | 21 | 49 |
| 2. Manchester City | 21 | 43 |
| 3. Aston Villa | 21 | 43 |
| 4. Liverpool | 21 | 35 |
| 5. Brentford | 21 | 33 |
| 6. Newcastle United | 21 | 32 |
| 7. Manchester United | 21 | 32 |
| 8. Chelsea | 21 | 31 |
| 9. Fulham | 21 | 31 |
| 10. Sunderland | 21 | 30 |
| 11. Brighton & Hove Albion | 21 | 29 |
| 12. Everton | 21 | 29 |
| 13. Crystal Palace | 21 | 28 |
| 14. Tottenham | 21 | 27 |
| 15. Bournemouth | 21 | 26 |
| 16. Leeds United | 21 | 22 |
| 17. Nottingham Forest | 21 | 21 |
| 18. West Ham United | 21 | 14 |
| 19. Burnley | 21 | 13 |
| 20. Wolverhampton | 21 | 7 |
| Takımlar | O | P |
|---|---|---|
| 1. Barcelona | 19 | 49 |
| 2. Real Madrid | 19 | 45 |
| 3. Villarreal | 18 | 41 |
| 4. Atletico Madrid | 19 | 38 |
| 5. Espanyol | 19 | 34 |
| 6. Real Betis | 19 | 29 |
| 7. Celta Vigo | 18 | 26 |
| 8. Athletic Bilbao | 19 | 24 |
| 9. Elche | 19 | 23 |
| 10. Rayo Vallecano | 19 | 22 |
| 11. Real Sociedad | 19 | 21 |
| 12. Getafe | 19 | 21 |
| 13. Girona | 19 | 21 |
| 14. Sevilla | 18 | 20 |
| 15. Osasuna | 19 | 19 |
| 16. Deportivo Alaves | 19 | 19 |
| 17. Mallorca | 19 | 18 |
| 18. Valencia | 19 | 17 |
| 19. Levante | 18 | 14 |
| 20. Real Oviedo | 19 | 13 |